23 Eylül 2011 Cuma

Süt ve Yoğurt

1950'lı yılların ikinci yarısında,Türkiye'de ilkokullarda öğrencilere ve evlere süt tozu dağıtılırdı. Anlatılan da, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde başta çocuklar olmak üzere toplumun çok az süt tükettiği ve zaten sütün dağıtımı ve saklanması için de yeterli teknolojinin olmadığıydı. Gerçekten evlerimizin, büyük çoğunluğunda buzdolabı yoktu. Taze sütü dağıtabilmek için ne dağıtım ağı vardı ne de yol. Gelen bu süt tozu da parayla satılmayıp dağıtılıyordu.



Türk toplumu olarak biz yerel güğümlerde satılan günlük sütü günlük tüketiyorduk. Her sabah sütçüler, at, eşek veya bunların çektiği arabalardaki güğümlerle sütü dağıtırlardı.

Türkiye de sütün fazlası yoğurt yapılır ve yenirdi. Yoğurt süte göre daha geç ekşiyen bir ürün olduğundan, saklaması daha kolay ve ekonomikti. Yoğurtçular, önceleri omuzlarındaki sopaya asılı iplerin ucuna astıkları tavaların, içindeki yoğurdu kilo ile evlere satış yaparlardı. Daha sonra, semtlerde açılan mandıralarda, tava içinden dağıtılmak kaydıyla koyun ve inek yoğurdu satılmaya başlandı. Evlerden götürülen kaplarla, mandıraya gidip kabın darası (kabın ağırlığı) düşüldükten sonra ,içine net yoğurt koydurulurdu. Bu yoğurt eve gelinceye kadar toz almasın diye de üzerine yağlı bir kağıt kapatılırdı.

Kamuoyu sürekli olarak  az süt tükettiğimiz ve çoçuklarımızın gelişiminin yeterli olamayacağı laflarıyla çalkalanıyordu.

 Hesap edilmeyen bizdeki yoğurt tüketimiydi. Yogurt o dönemlerde batıda hiç bilinmiyor ve tüketilmiyordu. Türklere ait bu "yoğurt"u geliştirip bugün batılıların arzu ettiği meyveli yoğurt ve çeşitlerine dönüştüremedik.

Bazı ürünleri, uluslararası kamuoyunun isteklerine göre değiştirerek global marka yaratabilmeliyiz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder