2 Ekim 2011 Pazar

Ret etmek

Bankacılık sektörünün büyümesi, pasiften başlar. Bununla kast ettiğimiz, ekonomik büyüme için kaldıraç olan kredilerin, pasifte sağlanan mevduat ve borçlar tarafından finanse edildiğidir. Pasifiniz ne kadar büyürse, aktifte o kadar kredi verebilirsiniz. Türkiye'de tasarruf yetersizliği nedeniyle borçlanmamız arttıkça kredilerimiz büyüyebilmektedir. Hakim olanlar tasarruf sahipleridir.

Kar amacıyla kurulmuş ve toplumun gelişmesi için aracılık yapan bankalar, ne kadar mevduat ve  borç bulursa kredilerini büyütebilirler. Bu nedenle de bankacılarımız kredi verirken hep seçim yapma imkanına sahip olmuşlardır. Diğer bir ifade ile, kredi talebi her zaman kaynaklardan daha fazla olmuştur. 


Bankacıların kredi taleplerini kendi ölçülerinde değerlendirdikten sonra kabul veya ret ederler.
Bu noktada müşterilerin karşılaşacağı tatsız durumlar söz konusu olabilmektedir. Bankacılarımız, kredi taleplerini kısa sürede değerlendirip kanaatlerini müşteriye söylemeleri gerekir. Ancak burada olumsuz haberin(ret etmenin) müşteriye nasıl verileceğine hassasiyet göstermek gerekmektedir. Empati yaparak düşünüldüğünde, ret edilmek hiç kimsenin hoşuna gidecek bir şey değildir. Hele kıt mal olan krediyi  vermeme kararını veren bankacıların, uygun gerekçe ve cümlelerle konuyu müşterilerine anlatmaları gerekir. Bir çok müşterinin çeşitli nedenlerle ret edilmiş olmalarına karşın, hatırladıkları uygun gerekçelendirilmemiş olanlardır.

Gençken ailemizden  sinemaya, çarşıya veya maça gitmek için istediğimiz izinlerin ret edilmesi karşısında  hissettiklerimizi hiç unutmayız.  Bunun hayat boyu unutulmamasının altında, ret edilmenin insan benliğinde açtığı yara olduğunu düşünüyorum. 

Sistemin getirdiği avantajla, ret etme olanağına sahip bankacılarımızın bunu dikkatle yerine getirmeleri gerektiği kanaatindeyim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder