11 Kasım 2011 Cuma

TCMB Politikası

2008 den beri sürüp, 2011 in ikinci yarısında şiddetini arttıran krizden Türkiye en az etkilenen ülkelerden birisi olmuştur. Bunda 2001 krizinden sonra Kemal Derviş'in uygulamaya koyduğu politikaların devam ettirilmesinin payı çok büyüktür. AKP hükümetlerinin ve Ekonomik kurmaylarının izlediği politikalar genel anlamda başarılıdır. 



TCMB 2011 yılına kadar, enflasyonla mücadelede, para politikasını başarıyla yönetirken, 2011 yılının ağustos ayında, ABD ve AB ülkelerinde resesyon olasılığı görüldüğü dönemde, Türkiye'de de resesyon olabilir ihtimalini düşünüp gösterge faizini 6.25 den 5.75 e düşürdü. Bu faiz düşümü ile MB, piyasalara  enflasyondan daha çok büyüme ile ilgilendiği mesajını verdi.Bu dönemde yurt dışındaki sıkıntının ana nedeni olarak görülen, bazı ülkelerin kamu borcunun, GSMH' larının üstünde olmasının, güven bunalımına dönüşerek paranın maliyetini artıracağını hesaplamak gerekiyordu. Nitekim, Yunanistan'ın borcunu geri ödeyemeyeceği, bununda tüm dünyada güveni sarsacağı hesaplanmalıydı. Güven bir kez sarsıldıktan sonra, Yunanistan'ı  AB deki diğer yüksek borçlu ülkelerin takip etmesi de kaçınılmazdı. O nedenle faizi indirmeden piyasaları izlemek gerekiyordu.


Yunanistan'da başlayan kriz gerek USD gerekse Euro'nun maliyetini yükseltti. Libor ve eurobor seviyeleri tarihsel düşüklükte olsa bile, üzerlerine eklenen risk primleri (spread) hızla arttı. Azalan likiditeyi MB'ları hemen para basarak piyasalara verdi. Buradaki amaç piyasanın resesyona girmesini engellemek düşüncesiydi. Çünkü, batı ekonomileri hızla daralıyordu, iç talep azalmış, ihracatın bunu kompanse edecek şekilde arttırılması da mümkün değildi.  AB ve ABD verilen likiditenin enflasyona neden olmayacağını, zararları kapatmaya yönelik olduğunu biliyordu.Nitekim de öyle olmaya devam ediyor.


Türkiye'deki durum batıdan farklı idi. Yüksek cari açığı olan ülkemizde büyüme dış borca dayanıyordu. Daha fazla dövize ihtiyaç duymamız ve indirilen politika faizi nedeniyle TL  hızla değer kaybetmeye başladı. Batıdaki, paranın maliyeti de yükseldiği için TL kuru düşmeye devam ediyordu. Faiz indirerek TCMB bu kur artışına bir anlamda örtülü izin veriyordu. Artan kurun cari açığa merhem olacağı düşünüldü. Ancak, beklenenden fazla artan kur, enflasyon olarak geri dönecekti. Bu da TL faizleri arttırmadan çözülemezdi. Nitekim TCMB, bunun farkına vararak gevşetici politikalardan, Ekim ayında sıkılaştırıcı politikalara geçti. Ancak burada da gösterge faizi arttırmadan, bant uygulamasına geçerek, faizleri % (5.75 - 12) olarak ilan etti. Açıklamalarında da sıkılaştırılacak dönemlerde12 den, gevşetilecek dönemlerde 5.75 para vererek piyasayı doğrudan ben kontrol edeceğim, ayrıca başka politikalarla da bunu destekleyeceğim dedi.


Politika faizini değiştirmeden, bant içinde faizleri yükselterek, hazine bonolarının faizinin beklenenden fazla yükselmemesi  sağlanmaya çalışılmıştır. Nitekim,faizler % 2, 3 artarken,bono faizleri %1 civarında yükselmiştir. TCMB bunu munzam karşılıkları düşürüp bankalara likidite vererek sağlayabilmiştir. 


Piyasa, TCMB'nın, faizleri 8, 9 civarında kabul edebileceğini, sepet kurunun 2.10 seviyesinden memnun olduğunu gördü. Böylece, Hazine fazla yükselmeyen bono faizleriyle borçlanmaya devam edebilecekti. Ancak MB'nın para politikasıyla faizlerin kur baskısıyla yükselişi engellenmiş olsa bile, başta elektrik ve doğal gaz zamları olmak üzere kur dolayısıyla yeni zamları yapılma gereği ortaya çıkmıştır. Bu enflasyonu artırmış ve faizlere baskı yapmıştır. 


Batıda resesyon dolayısıyla düşük tutulan faizlere karşılık, cari açıkla hızlı büyüyen Türkiye'nin döviz sıkıntısına girmemek için ekonomisini soğutması gerekmektedir.Doğal olarak canlı olan iç talebin kısılması için, kısa vadeli TL faizlerin, arttırılarak kredilerin maliyetlerinin yukarı çekilmesi gerekmektedir. Diğer taraftan, artan enflasyon, bütçe dengelerinin bozulmasına neden olabilir. Denklik için de, yeni gelir kaynakları bulunması gerekmektedir.


Batının talep yetersizliğinden resesyona gireceği endişesiyle düşük tuttuğu faizlere karşılık, hızla büyümeye devam eden Türkiye'nin, cari açığa dayanan büyümesi için gereken döviz dışarıdan bulunmaktadır. Bu da yüksek reel TL faizi vermemizi gerektirmektedir. Ancak, yükselen enflasyon nedeniyle, bugünlerde reel faizler kaybolmuştur. Uzun dönemli faizlerin bugünkü enflasyon seviyelerinde olması, 2012 yılında ekonominin soğuyacağını ve enflasyonun aşağı geleceğinin piyasa tarafından düşünüldüğünü göstermektedir.


Tasarruf yetersizliği nedeniyle, cari açıkla büyümek zorunda olan ekonomilerde, reel faiz ödemek  kaçınılmazdır. Düşük reel faiz ödenmesi halinde, 2012 yılı büyümesinin, beklenenden düşük olması yadırganmamalıdır. 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder