10 Kasım 2011 Perşembe

Yatılı Okul (BAL)

1963-1970 yılları arasında İzmir'in Bornova ilçesinde, İzmir Kolejinde yedi sene yatılı olarak okudum. Devletin, 1955 yılında Türkiye çapında açtığı ve sınavla girilip, İngilizce öğretmeyi amaç edinmiş altı okulundan birisi olan okulumuz, Levantenlerden Edmond Jiro'nun bağışladığı geniş arazisinde faaliyet gösteriyordu. O dönemde erkek okulu olarak faaliyete başlayan okul 1964-1965 döneminde kız öğrenci alımına da başlayarak karışık öğrenime geçmiştir. 



İlkokulu yeni bitirmiş evden o ana kadar hiç ayrılmamış 90 çocuk, hayatlarının bundan sonraki dönemine yön verecek yeni bir eğitim ve öğretim kurumuna başlamıştı. Okul, Bornova ile Işık köy arasındaki arazide etrafı duvarlarla çevrili ve ıssız bir yerdeydi. Okulun kendi arazisinin içinde, tarım yapılan geniş bir arazisi de vardı. Ailelerinden ilk kez ayrılmış çocuklar, İlk birkaç gün, alaca karanlıkta duvarın içindeki çevre yolunda  dolaşıp, aile özlemi ile İzmir'e uzaktan bakarak ağlandığı gayet net olarak hatırlıyorum. Bu arkadaşlarımızı teselli etmekte bazılarımıza düşmüştü. Ben şanslı olarak, abimin de aynı okulda olması nedeniyle kendimi yalnız ve terk edilmiş hissetmemiştim.


Hafta sonlarında İzmir'de ailesi olan arkadaşlar, evci olarak ailelelerinin yanına çıkıyorlardı. Çevre İlçelerden(Salihli,Söke,Dikili,Milas,Bodrum,Demirci,Bergama,Akhisar) gelen arkadaşlarımız ise daimi yatılı olarak hafta sonlarını da okulda geçiriyorlardı. O dönemde cumartesi günleri okul yarım gündü. Saat 12.00 civarında dersler bittikten sonra aceleyle yemekler yenip, yemekhanenin önünde bekleyen Bornova Belediyesi'ne ait Şason marka arabalarla, Karşıyaka ve Konak'a  gidiyorduk. Bizler arabalara binerken, daimi yatılılar, hüzünlü gözlerle bizlere bakıp bizi uğurlarlardı. Pazar akşamı okula dönünceye kadar bizler ailelerimizin yanında kalırken, onlar Bornova'ya parka giderek vakit geçirmeye çalışıp hasretle bizlerin gelmesini beklerlerdi.


Ergenliğin başladığı ortaokul sonlarında, o çocuksu naif halimiz gitmiş ve artık hırcın,kendini herkese kabul ettirmeye çalışan zayıflık sayılabilecek davranışlarda bulunmayan köşeli ve sivri  kişilikler gelişmeye başlamıştı. Bazı davranışların ise yatılı okul kuralları gereği hiç kabul edilemeyeceği belli olmuştu. İspiyonculuk, oyun bozanlık, güveni sarsacak ve verilen sözden dönecek davranışlar en ağır yaptırımlarla cezalandırılacağı bilindiği için hepimizin kaçındığı şeylerdi. Birlikte erkekleştiğimiz arkadaşlarımızla, hayatta çok az insanla paylaşacağımız sırlarımız oluşuyordu. Bu sırlar bazı arkadaşlarımızla kardeşten de yakın ilişkiler kurulmasına sebep oluyordu. Güvenebileceğin dost ve kardeşlerinin oluşması bizi olgunlaştırıp geliştiriyordu. Öğretmenlerimiz bizleri, doğru toplum için çalışan, memleketini seven cumhuriyetçi, laik insanlar  olarak yetiştiriyordu. 


Kolej ve  üniversite sonrası yıllarda, hayata tutunabilmek ve bazı şeyleri başarabilmek amacıyla kendimize döndüğümüz mücadele yıllarımız oldu. Ancak, hayat ile ilgili belirli dönemeçleri döndükten sonra, yatılı okul arkadaşlarımızı daha çok aradığımız ve birlikte olmaya çalıştığımız yıllar tekrar başladı. Hele hele, aktif çalışma hayatını azaltıp, başarılar elde etmiş  kişisel hırslarını bitirmiş insanlar olarak, hesapsız, art niyetsiz, güvenli ve sıcak dostluklar kurduğumuz o eskimeyen kardeşlerimizle yaşamı sürdürebilmenin keyfi anlatılamaz.


Çocuklukla başlayıp, yaşlılıkla devam eden sarsılmaz ilişkilerin  temeli, yatılı okuduğum o yedi doyumsuz, unutulmaz yıldır. Sayımız azalmadan geçireceğimiz sayılı yıllarda, dostluğu doyasıya yaşayabilmeyi dilerim.

















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder