10 Ocak 2012 Salı

Bankacılık 2012

Bankacılıkta, yöneticilerin her yıl söylediği gibi 2012 yılı da zor geçecekmiş gibi görünüyor. 2011 yılının son çeyreğinden itibaren başlayan kur ve faiz artışı, Bankacılık için fevkalade olumlu gitmekte olan yılı  olumsuz etkilemiştir. Bu Bankacılığın karlılığı olumsuz etkilerken sermaye yeterlilik oranını azaltmıştır.


285 milyar TL civarında toplam menkul kıymetler portföyü olan Bankacılık sektöründe, yaklaşık 15 milyar TL alım satım portföy ve 150 milyar TL de satılmaya hazır değer(AFS) olduğunu sanıyoruz. Geri kalan yatırım portföyü faiz oynamalarından etkilenmediği için üzerinde durmayacağız. Son faiz yükselişinin, Bankaların ortalama menkul kıymet getirilerinin 1.5-2 puan üzerine çıktığı (%1!) ve vadesinin bir yıl olduğu düşünülürse, Alım satım portföyünde yaklaşık 200_300 milyon TL sermaye zararı (capital lost) oluştuğunu varsayabiliriz. 

190 milyar TL'lık satılmaya hazır değerler de aynı mantıkla, 4-5 milyar TL değer azalışı meydana gelmiş bu da öz varlıkta muhasebeleştirilmiştir. Bir yandan paydadaki, öz varlık azalırken, sermaye yeterliliği (kabaca, krediler/öz varlık) , payda yer alan krediler içindeki TL kredilerdeki hızlı büyümenin yanında, döviz kredilerinin kur farkı dolayısıyla daha da büyümesi nedeniyle, azalmıştır. Bunun sonucu olarak % 18 civarında sermaye yeterliliğinin 2 puan azalışla % 16 lara gerileyeceği anlaşılmaktadır. Bu standart % 8 ve BDDK tarafından genel olarak istenen % 12 nin de oldukça üstündedir.

2012 yılında, faiz artışı ortalama %11 in üzerine çıkmazsa sektör ek külfete girmeyecektir. Ancak, son zamanlarda faizin %12'ye çıktığı göz önüne alınırsa, bu bir puanın ek zararlara ve sermaye yeterliliğinde azalmalara neden olacaktır. Ancak bunun devam edip etmeyeceğine göre yıl sonu belirginleşecektir.

Sektörde, 2012 yılında da olağan dışı gelişmeler olmadığı taktirde, kredi riskinden söz edilmeyecektir. Gerek kurumsal gerekse de bireysel tarafta riskler en alt düzeydedir.

Sektörü 2012 bekleyen bir başka tehlike ise, likiditedir. TL likiditesi için günlük 30-40 milyar civarında TCMB dan borçlanmakta olan sektör, faizlerdeki artış sonucunda, karlılık endişeleriyle, vadesi gelen menkul kıymetleri ya % 12 nin üstünde bir fiyattan yenileyecek yada küçülecektir. TL de, menkuldeki politikasını karlılık üzerine kuracak bankacılık, kredilerde karlılıktan daha çok  risk algısıyla en azından büyümemeyi tercih edecektir. Diğer bir ifade ile piyasalar oturana kadar Bankacılık bilanço küçültecektir.(deleverage ) Döviz likiditesinde ise AB nin içinde bulunduğu zorluklar nedeniyle, yeni kaynak bulmak veya eskilerini yenilemek(roll over) daha güç olacaktır. Burada sektörün birkaç milyar dolar küçüleceğini öngörebiliriz. 


Pasiften büyüyebilen Bankacılığımız, ihtiyaç duyduğu likiditeyi mevduattan sağlamada hep sorunla karşılaşmaktadır. Krediler % 30 civarında büyürken 2011 yılında mevduat, enflasyonun altında % 6-7 büyüme göstermiştir. Likiditeyi mevduatla sağlamaya kalkan bankalar faiz artışına gitmek zorunda kalacaklar buda onların karlılığını azaltırken,  ekonominin aleyhine olacaktır.


Para cinsi(currency) veya vade uyumsuzluğu için swap veya opsiyon yapan Bankaların, bunları yenilemeleri gerektiğinde sıkıntılar yaşayabileceklerini söyleyebiliriz. Gerek swap'taki maliyetler gerekse de opsiyon pirimleri belirsizlik nedeniyle ciddi olarak yükselmiştir. 

Bütün bunlara bakıldığında, sağlam bir devlet bütçesi ve az borçlanma ile (borç/GSMH oranı % 45) bu krize yakalanan Türkiye'nin, doğru mali ve para politikalarına devam etmesi halinde, bu krizi en az hasarla atlatabilecektir.








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder