24 Mart 2012 Cumartesi

Jennifer

Yoğun bir günün sonunda adam otele dönmüştü. Sabah erken uçakla geldiği Londra'da bütün gününü toplantılarda geçirmişti. Hem uykusuz hemde yorgundu.

Katılmak zorunda olduğu akşamki yemeğe hiç gitmek istemiyordu.  Otelde biraz dinlenip Londra'da yaşayan arkadaşlarıyla yemeğe gitmek arzusundaydı. Ancak, oğlu için alışverişe gitmesi gerekiyordu. Biraz dinlenip çıkarım diye düşünüp yatağa uzandı. Uyandığında geç kaldığı endişesiyle saate baktı, neyse ki yarım saat geçmişti. Hemen hazırlanıp Oxford Street'e gitmesi gerekiyordu. 



Oxford Street fuar gibiydi. İngilizce dahil her lisan konuşuluyordu. İnsanlar bir mağazadan çıkıp diğerine aceleleri varmış gibi gidiyorlardı. İngilizler yürüyüş ve tavırlarıyla hemen ayrışıyordu.  Daha çok yeni yetmelerin ( teenage)  hakim olduğu sokağa neşe ve enerji hakimdi. 


Adam mağazaya girip bakınmaya başlamıştı ki,  bir kadının bozuk bir Türkçe ile " buralarda ne işin var" dediğini duydu. Sesi tanıyor gibiydi. Döndüğünde, karşısında şık,bakımlı güzel bir kadın vardı. Uzun süredir görmediği kadının ana hatları hiç değişmemişti, hemen tanıdı. "Jennifer" dedi. 


Ortaokul döneminde kızın babasının görevi nedeniyle iki yıl İzmir'de birlikte okudukları okul arkadaşıydı. Yakın arkadaş olmuş ve birbirlerinden hoşlanmışlardı. Gençliğin o temiz döneminde ilk aşklarını yaşamışlardı. Jennifer'in babası Hindistan'a atanıp ayrıldıkları dönem, her ikisi içinde acı ve ızdırabı ilk tattıkları dönem olmuştu. Ayrılmak zorunda kalmışlardı. Önceleri sık, sonraki yıllarda,  azalarak da olsa haberleşmeye  devam etmişlerdi. Ancak Singapur'dan sonrasında kopmuşlardı.


Kısa bir süre bakıştıktan sonra hasretle birbirlerine sarıldılar. İlk şaşkınlık geçtikten sonra  kaybettikleri yılların boşluğunu kapatma telaşıyla konuşmaya başladılar. Anlatacak çok konu, giderilecek büyük bir hasret vardı. Jennifer heyecanlı bir şekilde bozuk Türkçesi  ile, bankacı olduğunu, eşinden ayrıldığını,  çok seyahat ettiğini söyledi. Adamsa bir üretim şirketinde mühendislik yaptığını evli ve bir 0ğlu  olduğunu söyleyebildi. Jennifer aceleyle, akşam uçağı ile New York'a uçacağını söyleyip kartını vererek, "bir daha ki gelişinde ara görüşelim" deyip ayrıldı.


Adam, karma karışık olmuştu. Duyguları kabarmış, davranışlarını şaşırmıştı. İlk aşkını uzun aradan sonra görmekten ve sıcaklıktan etkilenmişti. Ona bir daha ki gelişinde ara, görüşelim demişti. Demek bu sefer zamansızlıktan görüşememişlerdi. O da görüşmeyi arzu ediyordu. Yoksa görüşelim deyip adres ve telefonunu vermezdi. Korkuyor, konduramıyordu.  Duygularının kendisine hakim olmasına izin vermemeliydi.


 Ama "Jennifer" gerçekti........







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder