30 Nisan 2012 Pazartesi

Gözler

Her yaz olduğu gibi Haziran sonlarına doğru yazlığa gittiler. Arabaları olmadığı için otobüsle gitmişlerdi.  Yazlığa gitmek ve dönmek hep güç olmuştu.  Kışlık evde eşya toplamak valiz hazırlamak ve fazla miktardaki eşyayı otobüse götürmek, sonra da bunları yazlıkta yerleştirmek, zahmetli bir işti. Annesi babası ve erkek kardeşi ile gelmişlerdi. Babası hafta sonu dönmeden önce, evi  yerleştirmeleri gerekiyordu . İki erkek anneleriyle kalacaklardı.


Yerleşirken etraftaki evlere bakarak, kimlerin geldiğini anlamaya çalışıyordu.  Bir kısım evler açılmış ama çoğunluk gelmemişti. Artık delikanlılığa adım atmıştı, yaz sonu lise bire başlayacaktı.  Aynada sürekli pazılarını şişirip göğüslerinin gelişmesiyle vücudunun üçgen olup olmadığına bakıyordu. 

İki gün içinde eve yerleştikten sonra, babası hafta sonları gelmek üzere şehre döndü. Hafta boyunca  evler birer ikişer açılmaya devam etti. Arkadaşları gelmeye başlamıştı. Şimdi sabahları kahvaltı ve annesinin istekleri yapıldıktan sonra arkadaşlarıyla bol bol denize girip oynayabileceklerdi. Saatin olmadığı, günün aydınlığının hayatı belirlediği ve gece yarılarına kadar dışarıda özgürce zaman geçirebilecek zamandı yazlar. 


Gruptakilerden ikisi dışındakiler orta öğrenim öğrencisiydi. Kendisinden bir yaş küçük arka sıradaki evin kızı iyi arkadaşıydı. Sarı saçlı, mavi gözlü, açık tenli kız için annesi "ölü balık gözlü kız" diyordu. Gözleri hülyalı baktığı için, annesinin öyle söylediğini, o gözler bir hayvana benzetilecekse "ceylan veya eşek gözlü" denebileceğini düşünüyordu.   Delikanlı olmasına karşın, hoşlandığını nasıl söyleyeceğini bilemiyordu. Gerçi gerek denize girerken gerekse gezinti sırasında hep beraber yürüyorlardı.


Geceleri deniz kenarındaki kayalıklarda buluşup oyunlar oynuyorlardı. Oturdukları yerde kulaktan kulağa, sessiz sinema,ve el el üstünde kimin eli var vb gibi oyunlar oynuyorlardı. Kayalara gelenler istedikleri yere oturabiliyordu. Ancak yan yana oturamadıkları zaman oğlan bir bahane ile yer değiştirip kızın yanına geçiyordu. İkisi de bir şeyler hissetmelerine rağmen açılamıyorlardı.


Bir gece, "el el üstünde kimin eli var" oyunu oynamaya başladılar. Ortada, yere yüzükoyun yatan kişinin(ebe)  sırtına üst üste konan ellerden, en üstten itibaren kimlerin eli olduğunu bilmesi gerekiyordu. Ebenin sırtına eller konurken kız oğlanın sağ  elinin üstüne elini koydu. Bunu ilgi belirtisi olarak algılayan oğlan kızın sol elini koyduğunu görünce hemen elini üstüne koydu. Her iki elleri de temas halindeydi. Oğlan, kızın elinin üstünü kavramak istiyordu ama kendi elinin de üstünde başka el olduğunu bildiğinden çekiniyordu. İçi, içini yiğiyordu.Birden içlerindeki en büyük olan arkadaşları "kulaktan kulağa" oynayalım dedi.


Yan yana oturulup, baştaki kişinin yanındakinin kulağına söylediği cümlenin, sıranın sonunda nasıl anlaşıldığına dair bir oyundu. Oğlan kızın yanına oturdu.  Kendisinden önceki kişinin  söylediği cümleyi kızın kulağına söyleyecekti.


Hafifçe kulağına eğilerek duyduğu cümleye başladı. Cümle biterken, kimse görmeden  eliyle kızın yerdeki elini tutup titreyen bir sesle "seni seviyorum" deyiverdi. Bir an kızın irkildiğini hissetti. Heyecandan yüzü ateş gibi olmuştu ki, elinin kuvvetle sıkıldığını hissetti.


Gece ateş gibi yanıyordu.













Hiç yorum yok:

Yorum Gönder