6 Nisan 2012 Cuma

Karaburun yazları


Çocukken her yaz, İzmir'in tenha kasabalarından Karaburun'a dedemlerin yanına tatile gidiyorduk. Aslen o kasabalıydık.  Deniz kenarındaki evimiz tek katlı büyük bir bahçe içinde taş bir binaydı.  Evdeki pencerelerde camlı çerçeve yerine doğrudan tahta kepenk vardı. Kepenkler gündüz açılıp geceleri kapanıyordu. Ancak, rüzgardan kapanmasın diye her iki kanat açıldığında  yaslandığı duvarda, kanatları tutan demir fırdöndüler vardı. Bazı evlerde ise, pencerenin ortasında yere paralel duvara monte edilmiş demire bağlanan bir sopa ile kanatların sabitlenmesi sağlanırdı.  Zorla yatırılan, öğlen uykusu sırasında herkes uyuduktan sonra kalkıp, 60-70cm kalınlığındaki taş binanın pencere içlerinde oturarak esen imbatta denize bakmak "Karaburun yazları" en büyük keyiflerimden birisiydi.
 Karaburun Bodrum koyu

Evin hemen arkasında küçük, dere kenarında ise büyük bağımız vardı.  Yazın aç kalan yaban domuzları, aşağılara dere kenarındaki bağlara kadar inip asmalara zarar veriyorlardı. Sırtlan ve tilkiler ise evlerin olduğu yerlere kadar gelip kümeslerden tavuk alıp götürüyorlardı. Bağda hayat varmış izlenimi vermek için her gece balıkçı feneri yakılarak bağda yüksekçe bir yere asılıp sabahları da alınması gerekiyordu.  Bunu da götürmek bana düşüyordu. Uzun yaz günlerinde yakıcı güneş battıktan sonraki kuşluk zamanında arkadaşlarla oyunun en koyu olduğu anlarda feneri götürmek"Karaburun yazları" hep istemeyerek yaptığım bir işti.

5.75 m uzunluğunda ayna kıç bir sandalımız vardı. İçinde 3.3/4 beygir gücünde pancar su motoru vardı. Motor sandala küçük geldiğinden sürat yapamıyor ve rüzgarlı ve dalgalı havalarda sandala yetmiyordu. Sandal her yaz sonu evin arkasında boş olduğu zamanlar mutfak olarak da kullandığımız yere çekiliyordu. Yaz başı Karaburun'a gelince tahta sandal yerinden çıkarılıp kışın kuruyan tahtaları ıslansın diye denizde iki gün batırılıyordu.  Sandalı   denize ilk atınca batırmak ve sonra onunla oynamak bana hep zevkli gelmiştir. Sandal denizden çıkarılınca, kalafat yapılır hala tahtalar arasında var olan aralıklar üstüpü ile doldurulurdu. Daha sonra macunlama ve boyası yapılırdı. Iskarmoz, kürekler ve küpeşteyle kıç verniklenirdi.  Sandallar o zaman genellikle 2 renk boyanırdı. Suyun hafifçe üstüne kadar kırmızı üstü beyaz boyanırdı.   Ayak basılan fars tahtaları ise ayrı bir renk olurdu. Deniz ve tekne  sevdam "Karaburun yazlarında" başladı.

Biz sandalı daha çok zevk için belirli zamanlarda kullandığımızdan, sıcak yaz günlerinde doğrudan güneş alan kısımlar kururdu. Bu nedenle de gün içinde sandalın güneş gören yerleri deniz suyuyla ıslatılırdı. Arada bir ağ bırakmak ve tüfekle balığa çıkmak dışında sandalla yan koylara gezmeye giderdik. Akşamları ise havanın ne yönden eseceğine bağlı olarak sandal   havanın  kuytusuna demirlenirdi.

Denizde yer bulabilmek ve tarif edebilmek için insanlar kıyılardaki birçok kayaya isim vermişti. Bu nedenle denizcilik deyimleri ve kerterizle denizde balık yerlerini belirlemeyi "Karaburun yazlarında" öğrendim.

Öğlene doğru arkadaşlarla denize girerken zamanın nasıl geçtiğini unutur evden yemeğe gelin diye çağrılınca hiç istemeden çıkmak zorunda kalırdım. Bir de balığa giderken, başınıza güneş geçecek daha geç gitseniz, çok geç kalmayın diye evden ikazlar alırdık.

Doğa ve denizle iç içe yaşanan 2 ayın sonunda içimde hüzün, gelecek sene gelebilmek umuduyla "Karaburun yazları"ından ayrılırdık. 


4 yorum:

  1. Bana Mordogan'da gecirdigim cocukluk yazlarimi hatirlattiniz Halil Bey. Cok yasayin. Ellerinize, kaleminize saglik. Sevgilerimle.
    Metin Tuncgenc

    YanıtlaSil
  2. Sevgili Metin. Beğendiğine sevindim. Blogda benzer yazılar bulabilirsin. Sevgiler.

    YanıtlaSil
  3. Halil,
    yazdıklarını çok beğeniyorum.
    Bunları okudukça çocukluğunun çok güzel geçtiğini gözlemledim.
    Tabii detaylı hatırlamalarında müstesna.
    selamlar.
    Cihangir

    YanıtlaSil
  4. Sevgili Cihangir,güzel aydınlık günlerdi. Her şeyi ile aklımda taptaze duruyor. Teşekkürler

    YanıtlaSil