24 Nisan 2012 Salı

Konut Finansman Şirketi


Türkiye'de bankacılık sektörünün önemli zafiyetlerinden birisi de vade uyumsuzluğudur.  Kısa vadeli pasifin fonladığı aktifte, krediler daha uzun vadelidir. Bunu giderebilmek için bankacılık sektörü çeşitli enstrümanlar kullanırlar.  

Konut kredileri, doğaları gereği aylık ödemeli uzun vadeli kredilerdir. Bunları fonlamak için pasifte uzun vadeli mevduat ve dış fonlama bulunmamaktadır. Bu uyumsuzluk "swap" dediğimiz yabancı para vererek  uzun vadeli TL temini ile giderilir. Halledilmesi gereken diğer bir konuda likidite uyumsuzluğudur. Burada fonlama tarafının çözümü yanında konut kredilerinin zamanında geri ödenmesi önemlidir.  Türk halkının ödeme alışkanlıklarının olumlu olduğunu geçmiş tecrübelerimize bakarak söyleyebiliriz.


Konut sektörünün, hem halkımızın ev sahibi olması hemde ekonomimiz  açısından önemi fazladır.  Büyümenin temel sektörlerindendir. Uzun vadeli finansman ihtiyacı nedeniyle de kredi çabuk geri dönemez. Böyle bir durumda Bankacılık sektörümüz, kullandırdığı konut kredilerini menkul kıymetleştirerek sermaye piyasalarından yeni fonlar bularak konut kredisi portföylerini büyütebilirler. Bankalarımızın burada karşısına çıkan temel engel, menkul kıymetleştirerek temin edecekleri fonlar için ödeyecekleri faiz ile ,konut kredisi olarak verecekleri kredilerden alacakları faiz  farkının az veya hiç olmamasıdır. Diğer bir ifade ile kendi ratinglerine uygun oranlardan temin edecekleri fonların satışından yeterli marjı ancak vade uyumsuzluğu ile elde edebilirler.

2007 yılında SPK tarafından çıkarılan konut kredileri finansmanı yasasında, bankalar isterlerse kendileri, konut kredilerine dayanan menkul kıymet çıkarabilirler(covered bond) veya ayrı kurulacak bir şirket kanalıyla Bankaların konut kredileri menkulleştirilebilir denmektedir. Bankaların kendi başlarına bu işi maliyet nedeniyle yapamaması üzerine ayrı bir şirket kurulması üzerine düşünmeye başladık.

TSKB Genel Müdürlüğüm sırasında, tüm Bankaların bir araya geleceği böyle bir şirkete TC Hazinesinin de küçük bir payla ortak olabileceği veya çıkarılacak menkul kıymete başlangıçta limitli bir garanti verebileceğini düşündüm. Söz konusu fikrimi 2009 yılı IMF ve Dünya Bankası İstanbul toplantıları  sırasında, Ekonomiden sorumlu Bakan  Ali Babacan'a konuyu aktardım. Babacan konuyu çalışıp kendisine sunum yapmamızı ve günü geldiğinde değerlendirebileceklerini ifade etti.

2009 Kasımından Şubat 2010 a kadar Kurumsal Finansmandaki arkadaşlarca hazırladığımız sunumu önce Hazine Müsteşarı İbrahim Çanakcı'ya daha sonrada Ali Babacan'a aktardık. Her ikiside Hazinenin ortak olmayacağını, garanti vermeyeceğini ama Bankalar kendi aralarında birleşerek şirket kurup sermaye piyasalarından ek  fonlama bulurlarsa iyi olacağını ifade ettiler. Bu şirketin ihraç edeceği tahvillerin "Hazinenin borçlanmasına olumsuz etkisinin olup olmayacağı" şeklindeki sorumuza da, "Hazinenin etkilenmeyeceğini" söylediler.

Mart 2010 tarihindeki Türkiye Bankalar Birliği Yönetim Kurulunda konuyu tüm üyelere açarak anlattım. Tüm Bankalardan alınan yazılı fikirlerden sonra kurulan "alt çalışma grubu" işin yapılabilmesi amacıyla bir danışman şirketin konuyu araştırmasına2011 sonlarında  karar verdi. Şu anda bu aşamada işler devam etmektedir.

Çalışmaların önümüzdeki dönemlerde nasıl bir seyir izleyeceğini göreceğiz. Ancak, tasarruf  eğilimi düşük bir ülkede, kaldıraç etkisi yaratacak böyle bir şirketin kurularak, konut sektörünün finansmanına ve ülkenin kalkınmasına daha fazla katkıda bulunulmalıdır.  Ancak, kurulacak bu şirketin çok sayıda banka ortaklı  ve  batıdaki gibi sistematik risk yaratmaması için kamunun yönetimde temsilcisinin bulunduğu  bir yapıda olmasının yerinde olacağı fikrindeyim.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder