17 Mayıs 2012 Perşembe

Saat Kulesi ve kırmızı karanfil

Orta üçe yeni başlamışlardı. Hazırlık okuduklarından kendilerini liseli sayıyorlardı. Bazıları bir yazda 11 cm uzamışlardı. Hele yatılı okudukları okulda yönetim onlara Hazırlıkların etüt(Mütalaa) abiliğini verecek olması onları daha da heyecanlandırıyordu.


Okul açıldıktan yaklaşık üç hafta sonra okul yönetimi onu hazırlık sınıfına etüt abisi olarak vermişti. Şimdi öğretmen masasında oturarak hem kendi derslerini yapacak hemde çocukların ingilizce derslerine yardımcı olacaktı. İlk kez büyüdüğünü hissediyordu. Ona sadece abi denmeyecek fakat bunu gösterebileceği bir görevi de olacaktı. 

Sınıfta mütalaa ve yatakhane abiliği yapacaklara arkadaşlarınca gıpta ile bakılıyordu. Ancak kendi sınıflarında olamayacakları için etütteki gırgır ve şamatadan uzak kalacaklardı.

İlk etüt abiliği günü sınıfla tanışarak ve sempati içinde geçti. Çocuklar ona, o çocuklara alışmaya çalışıyorlardı. Çocuklar yatılı okul hayatına onun gösterdiği yollardan geçerek alışacaklardı. Anne ve aile özlemini, arkadaşları ve okul ile doldurmaları gereğini kısa  sürede öğrenerek, bu zorluğu aşmaları gerekiyordu.

Yakın sınıf arkadaşları ile artık kızlarla flört yaşlarının geldiğini ve okulda çok az kız öğrenci olması nedeniyle kendilerine daha önce abilerin de yaptığı gibi ACI(Amerikan Kız Lisesi) dan kız arkadaş bulmaya çalışmaları gerekiyordu.

Etüte gittiği sınıfta, " ACI da okuyan ablası olan var mı?" diye soru sorarak başladı. Dört kişi parmak kaldırınca "orta ikide olan var mı?" diye ikinci bir soruyla devam etti. Bir kişi olduğunu görünce, arkadaşı ile birlikte hazırladıkları mektubu çocuğa vererek ablasına vermesini söyledi.

O sıralar yurt dışındaki bazı kızlarla İngilizcelerinin ilerlemesi amacıyla mektup arkadaşlığı (pen friend) yapıyorlardı. Buradan yola çıkarak, sınıftaki yakın arkadaşı ile ACI 2A sınıf mümessiline mektupla arkadaşlık teklif ettiler. Mektupta, iki hafta sonra cumartesi saat 14.30 da, Konak'ta saat kulesinin  altında, ellerinde birer kırmızı karanfille bekleyeceklerini yazmışlardı. 

O cumartesi günü eve geldiklerinde telaşlı halinden, babası ne olduğunu sordu. Konuyu anlattığın da babası,  belki gelirler gerekebilir diye para verdi. Çok mutlu olmuştu heyecanla evden çıktı ve doğruca saat kulesine gitti. Arkadaşı da gelmişti. Heyecanla ellerinde kırmızı karanfillerle beklemeye başladılar.

Sürekli iki kız geliyor mu diye etrafa bakıyorlardı. Karanfiller görünsün diye özel çaba harcıyorlardı. Nihayet iki kız geldi. Heyecan ve titreyen sesle merhaba ben Simin dediğini duydu ama kendi heyecanından diğer kızın adını duyamamıştı. Arkadaşı da aynı durumdaydı. Neyse ki gelmişlerdi.

Alsancak'a gitmeye karar verdiler. Bilerek ve isteyerek bir araya geldikleri için çabuk kaynaştılar. Zamanın nasıl geçtiğini fark etmediler bile. Hava kararmıştı. Simin'i evine bırakmak için giderlerken arkadaşı da Karşıyaka'ya gitti.

Troleybüste yan yana otururlarken kızın ona yakın durduğunu fark etti. Benden hoşlandı  galiba diye düşündü. Arabadan inip apartma gelince kadar hiç konuşmadılar. Kapıda,  Simin güzel gün geçirdiğini söyleyip oğlanın  yanaklarından öperek  apartmana girdi. Oğlan öğlece kalakaldı.

Artık bir kız arkadaşı vardı.









Hiç yorum yok:

Yorum Gönder