22 Ekim 2012 Pazartesi

Suzanne

İkinci dünya savaşı sonrası yıkılmış,harap olmuş Batı Almanya yaralarını hızla sarmaya uğraşıyordu. Egenin en korunaklı körfezlerinden birisinde yer alan İzmir, ise azalan dünya ticareti nedeniyle işsizdi.

İzmir'in maceraperest delikanlısı, 1950 lerin başında Almanya'ya gidip yabancı dil öğrenip kendini aramaya karar verdi. Bölünmüş ve sanayisi tükenmiş Almanya'da hercailik yaparak gününü gün ediyordu. Bir arkadaşının yanında gördüğü Suzanne'nin mavi gözleri ona İzmir'i hatırlattı. İçinde kaybolup gidebilirdi.İlgisi kısa sürede aşka dönüştü. Karşılık bulunca evlenip İzmir'e döndüler.


Suzanne, İzmir'e ve evliliğini alışmaya çalışıyordu. İlk kızı dünyaya gelip biraz büyüyünce bir işle uğraşması gerektiğini düşünmeye başladı. Eşi ailesinden gelen gelirle yaşıyor ve çalışmıyordu. Tam bir rantiye olmuştu. Suzanne, Avrupa'daki "cafelerin" İzmir'de olmadığını görüp, benzer bir pastane açmaya karar verdi. İzmir'de 2.kordonda pizza,makarna ve taze pasta yapılıp satılan pastaneyi açtı.

O güne kadar benzeri olmayan pastane ve lokanta kısa sürede çok beğenilen ve gidilen bir yer oldu. Hamur işi ve yeni yapılmış pasta ile ülkeye yeni gelmiş gazlı içecek içmek İzmir'lilere değişik gelmişti. O güne kadar kahvehanelerde çay kahve veya büfelerden limonata ve dut şerbeti içmeye alışık olanlar bu yeni konsepti çok beğenmişlerdi. Eşi dış işlerle ilgilenirken Suzanne, pastanenin üretim ve işletmesiyle ilgileniyordu. Çok iyi para kazanmaya başladılar. Bir kız ve erkek çocukları daha oldu.

Çocuklar zorda olsa okuyorlardı. Ailenin varlığı arttıkça, çocuklar babaya benzemeye başladılar. Sorumluluk almıyorlardı. Anne ne kadar disiplinli davransa da ortam çocuklardan yanaydı. Suzanne, hayatında elde ettiği başarıların yanında çocuklarının geleceğinden endişe duyuyordu.

Suzanne, eşinin kullandığı arabada, geçirdikleri trafik kazasında  vefat etti. Aileyi ayakta tutan direk kırılmıştı. Artık dayanacak yerleri kalmamıştı. Eşi, çektiği vicdan azabının altında ezilirken pastaneyi çalıştıramadı. Çocuklar yetişkin olmalarına karşın  yardım etmiyorlardı.  İşi tasfiye etti.

Bundan sonraki dönem ailenin parçalandığı dönem olacaktı. Oğlan, okumamış büfe açmıştı. Büyük kızı İzmir'deki Alman bir ailenin oğluyla evlenip Almanya'ya döndü. Küçük kız ise evlenip İzmir'de  kaldı.  Baba  1990 larda  hastalanarak vefat etti.. 

İki kız kardeş, Pastanenin isim haklarını  maddi durumu bozuk kardeşlerinden satın aldılar. Oğlan,  annesinin markalaştırdığı ismin satışından elde ettiği parayla hayatını devam ettiriyordu. Büyük abla da Almanya'ya giderken anlaşamadığı kız kardeşi yerine başkasına isim hakkını sattı. Böylece, aile markasının yarı hissesi, aile dışına çıkmış oldu.

Kısa süre sonra satın alan kişi, bilinen isimde lüks bir lokanta açınca, küçük kız hemen dava açtı. Annesinin markası ile başkalarının  para kazanmasını içine sindiremiyordu. Uzun yıllar devam eden davadan sonra, mahkeme kararında  "pastane kısmı satın alanda, lokanta kısmı da küçük kız kardeşte" kalacaktı. 

Markalaşmış isim, mahkeme kararıyla ikiye bölünmüş oldu. Lokanta hakkına sahip olanlar bilinen pastaları yapamıyor, pastane ise pizza ve makarna satamıyordu. Yapıdaki aksaklık müşterilerce kısa sürede fark edildi.  Suzanne hanımın ne lokantası ne de pastanesi eski günlerini bir daha hiç bulamadı.

Suzanne hanımın markalaştırdığı isim hala onun ruhunu arıyor. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder