7 Kasım 2012 Çarşamba

Endülüs Gezisi

Ekim ayı sonlarında, İspanya'nın 17 eyaletinin en büyüğü olan Endülüs'e yaptığım geziyi sizlerle paylaşacağım. İspanya'nın güneyinde tarım ve turizmle geçinen bölgede ılıman bir Akdeniz iklimi hakimdir. Yıllık 55 milyon turistin geldiği bölgenin sahilleri başta İngiliz ve İskandinavlarla doludur. Avrupaya yakınlığı ve ucuzluğu en iyi şekilde değerlendirmektedir.



Malaga


 Malaga Kale
 Kaleden liman ve şehir

THY direkt uçağıyla Malaga'ya gittik. Havaalanı, Malaga ile Marbella arasında.  Biz Torremolinas denilen tatil yerinde kaldık.  Malaga'nın sağ tarafındaki turistik bölgeye "Costa del Sole" denirken sol tarafına tarım ürünleri yetiştirilen bölgeye "tropical" deniyor. Bölgede denize paralel uzanan, kuzeyli soğuk rüzgarları kesen Sierra Nevada dağları ılıman iklimi sağlıyor.

Malaga'da,  Katedral ve eski şehrin bulunduğu bölgede Arap ve Musevilerin etkilerini hemen görebilirsiniz. "Modahar" denen Arap İspanyol mimarisinin örneklerini görebilirsiniz. Ancak bu bölge diktatör Franco zamanın da büyük tahribata uğramış. O nedenle güzel eski mimari ile yeni binalar karışık olarak durmaktadır.
 Katedral

Eski şehrin arkasında, şehre ve limana hakim bir kale var. Kaleden güzel manzara seyredilebilir. Kilisenin önü doldurularak yol ve yeni Liman yapılmıştır. 4-5 yolcu gemisi yanaşabilecek limanın kenarında gezip vakit geçirilebilir. Limandan hızlı feribotla üç saatte Afrikaya gidilebiliyormuş.  Toplu taşıma araçları ile şehirde ve Torremolinas'a (2 euro) ulaşım mümkün.

 Modahar tarzı
Malaga 1960 larda İngilizler tarafından keşfedilince turizm ve konut sektöründe patlama yaşamış. Sanayi yok denecek kadar az. Halkın % 87 si hizmet sektöründe çalışıyor. Malaga!nın önemi iklimi yanında çevre şehirler kolay ulaşımından kaynaklanıyor. Endülüs Emevilerinin önemli şehirleri Cordoba 1 saat, Granada 1.5 saat uzaklıktayken Sevilla 2.5 saat ve Ronda ise 1.5 saat kadardır. Biz de bunlardan üçünü gezdik.


Eskiden 10 saatte gidilen Madrit'e AB ile birlikte, 1992'de yapılan otoyoldan sonra 4.5 saatte gidiliyormuş. Endülüs'e kamu yatırımları da bu tarihte başlamış.

Torremolinas yaklaşık 25 km uzaklıkta otel ve apart otellerle dolu bir yer. Orta gelirli kişilerin tatil beldesi görünümündeki şehir Marmaris-İçmeler arasına benzemekte. Bölgede denizden ve ılıman iklimden yararlanmak mümkün. Etrafı varken Malaga'da konaklanmasına gerek olmadığı kanaatindeyim.

Cordoba


 Cami ve Minaresi

Biz ilk olarak Arapların ünlü şehirlerinden Cordoba'yı ziyaret ettik.  Yol boyunca geniş alanlarda askeri düzende dikilmiş bodur zeytin ağaçları gördük. Egeli biri olarak geek bizde gerekse komşu ülkelerde gördüğümden çok daha fazla sayıda bakımlı zeytin ağacı gördüğümü söylemeliyim. Cordoba'nın ortasından geçen  "Guadalkebir" nehri Sevilla'dan geçerek Atlantik okyanusuna dökülüyor. Nehrin üstünde Romalılardan   kalan köprünün girişinde küçük bir burç çıkışında ise kapı var. Kapının arkasında ünlü "Kurtuba Cami" var. İspanyollar camiye "Mesquita" (mescit) diyorlar.

 Cordoba Cami
 Mihrab
Cordoba Camisi 3-4 defa büyütülerek nehir kenarına kadar ulaşmış.Camiye arkadaki şu anda çan kulesi yapılan minarenin yanındaki kapıdan giriliyor.(8 euro) Giriş caminin içine değil avluya oluyor. Eskiden avluda palmiyeler varken şimdi Hristiyanlığı simgeleyen portakal ağaçları var. Caminin   içinde, 3 metrede bir sütunlar ve bunların üzerindeki kırmızı beyazlı çift ark, insana palmiyeli bir vahaya girmiş izlenimi veriyor.

 Cami içi kilise
Hristiyanlar Cordoba'yı alınca ilk iş bir dünya şaheseri olan camiyi hemen kiliseye çevirmişler. Minare ve ağaçları değiştirdikten sonra, caminin tam ortasına çatıyı da yükselterek büyük bir katedral yapmışlar. Tam karşısına benzer başka bir kilise yapmakla yetinmeyip caminin mihrabı dışındaki neredeyse tüm duvarlarına şapeller(küçük kilise) yaparak camiyi hristiyanlaştırmışlardır. Bugün dahi kiliseyi aktif olarak kullanmaktalar. Başta din olmak üzere, çeşitli nedenlerle eski dünya mirası yapılar, değiştirilerek çirkinleştirilmiştir.
 Arap mahallesi

Cami kapısından çıkınca sağ taraf Arap(müslüman) mahallesidir. Dar küçük sokaklar dükkanlarla ilgi çekicidir. Sol taraf ise Yahudi mahallesidir. 1492 de Yahudiler İspanyadan Osmanlı topraklarına sürülünce tüm sinagogları ve medeniyetleri yok edilmeye çalışılmış. Şu anda tek sinagogları  kalmış durumda.

Sefarat plakası
Sefarat Yahudiler eski yaşadıkları mahallelerde yerlere, İspanya haritasını andırır demir levhalar koymuşlar. Emeviler zamanında bilim Cordobada çok ileriymiş. Yahudi bilim adamı Gaffa göz bozuklukları merceklerle tedavi ediyormuş.Yani bir anlamda gözlük yapıyormuş. İspanyolca "Gaffa" halen gözlük demekmiş.


Caminin güzelliği ve büyüsü, dar ilginç sokaklarıyla birleşince görülmesi gereken bir şehir olduğunu söylemeliyim.


Ronda


 Yeni köprü ve görünüş

Ertesi gün yoğun yağmur altında Ronda'ya gittik.Araba kiralayarak ulaşabileceğiniz gibi düzenlenecek turlarla da gidebilirsiniz. Dağların arasındaki(780m) vadiden 100 metre yukarıda, ortasından nehir geçen küçük bir şehir. Salgın hastalıkların olduğu orta çağda havası kireçtaşı üzerinde ve evleri kireç boyalı olarak hastalıklardan korunulabilen şehir bir doğa harikası.

 Şehrin girişi (Arap)
 Ev
Nehri geçerek ovalara ulaşabilmek için alçaktan yukarıya doğru tarih boyunca üç köprü yapılmış. En altta Roma, ortada Arap ve 17 yüzyılda yapılan yeni köprü. Yeni köprü çevresinden aşağıdaki ovalar ve ilerideki dağlar ile yalıyar üzerindeki şehrin manzarasına doyum olmuyor. Şiddetli yağışa rağmen şehrin güzelliği bizi büyüledi.

 Ronda'dan ova görünüşü
 Tapas ve şarap
Tarım ve turizmi gelişmiş olan şehirde deri ve kunduracılık da ilerlemiştir. Eski çağlarda nehirden ayrı açılmış kuyulardan kölelere yukarı şehre kovalarla su taşıması için merdivenler yapılmış. Öğlen biraz da yağmurdan kaçarak sığındığımız barda, tapas ve beyaz şarap ziyafetimiz günü daha da güzelleştirdi.
 Eski şehir

İspanya'da ilk boğa güreşleri Ronda da başlamış. Boğa güreşleri arenası  tüm haşmetiyle şehrin ortasında durmakta. Yerel TV ler boğa güreşlerini ve boğa öldürülmeden, matador ile boğanın karşılıklı bakışmalarını en ince detayına kadar gösteriyor. Kan içindeki iki rakibin gurur ve nefretle birbirlerine bakışı etkileyici.


 Boğa Arenası

Marbella

Biz dönüşümüzü Marbella üzerinden yapmaya karar verdik. Dağlık yolda, ormanlar içinde inci gibi  geleneksel bembeyaz köyler görülebilir. Yol virajlı olmakla birlikte manzarası çok güzel.

Dali Fili
Eski Suudi Kralı Faht'ın malikhanesi ile adını duyuran şehir deniz tatilcilerinin tercih ettiği bir yerdir. Jet-set in zaman zaman tercih ettiği şehir eskilerde küçücük bir yerleşim yeriymiş. Şu anda Cebelitarık'a 1 saat, Malaga ve Ronda'ya  1.5 saat  mesafedeki şehir bakımlı ve düzenli görünümdedir. Malaga yolu çift yön otoyol standardındadır. Küçük parkında Dali'nin pek çok heykeliyle birlikte meşhur filli heykeli bulunmaktadır.
 Köy meydanı

Mevsimin sonu olması yanında,yağmurlu bir güne denk gelmemiz nedeniyle şehir tenha ve kasvetli görünümdeydi.




Granada


 Şehirden görünüş

Malaga'dan otoyolla iki saate Grana'daya vardık.İlk izlenim şehrin temiz ve düzenli bir yapısı olduğudur.  İspanyoca nar anlamına gelen Granada, Endülüste Emevilerin en uzun (1492)  yaşayan devletidir. Şehir, Elhamra sarayı ile ünlüdür. Kralice İsabella 1492 de şehri alınca tüm Yahudiler Osmanlı İmparatorluğuna gönderilerek şehir katolikleştirilmiştir. Elhamra, kırmızı kale anlamına gelmektedir.

 Tapas bar
Şehir, Darra suyunun iki yakasındaki Elhamra ve Albayzın tepelerine kurulmuştur. Nehrin kıyısında  yukarıda Elhamra manzarasıyla yürünmelidir.  Şu anda bir üniversite kenti görünümünde cıvıl cıvıl bir şehirdir. Düzgün caddeleri ve kafeleri vardır. Tapas(İspanyol meze) yenecek ucuz barları bulunmakla birlikte öğlen daha çok öğrencilerin yediği salçalı ekmek üzeri zeytinyağı ve tuzdan oluşan yemek çok ilginçti. Öğlene kadar gezdikten sonra 14.30 daki randevumuz için tepedeki Elhamra'ya hareket ettik.


Elhamra


 Hristiyanlık sarayı
Sarayın  Oval içi

Tepedeki sarayın dış duvarlarından içeriye girdiğinizde karşınıza katedral çıkıyor. İlk izlenim olarak Emevilerin Elhamra Sarayından çok katedral ve hristiyan sarayı önünüze çıkıyor.Büyük bir alana ve birbirleriyle irtibatlı saraylara daha sonra geçiyorsunuz. Gruplara(kişi başı 13.5 euro) randevu ile bireysel gidenler ise sırayla içeri girebiliyor.  Kraliçe İsbalel  Granada'yı işgal ettikten sonra başkent olarak kullanmış.Bugün bile kullanılan kilisenin yanına   dışarıdan dikdörtgen içerisi oval avlulu bir saray yapmışlar. Ancak, kullanamadan başkenti Madrit'e taşımışlar..
 Kabul sarayı
Kabul Sarayı

                                                                                                        
                                  
 Arslanlı Saray                                                                                                                
Bu yapıların dışındaki tüm yapılar Emevilerden kalmadır. Saraylar avlulu olup tamamen kapalı yapılar değildir. İlk olarak küçük bir cami tahrip olmuş durumdadır. Camiden çıkınca Kabul çalışma  Sarayına geçilmektedir.Avluların ortasında serinlemek için havuzlar bulunmaktadır. Buradan özel yaşam alanına geçiliyor. Kraliçe İsabel'in oğlunun balayını burada geçirdiği söyleniyor.
 Giriş
 Cennet Bahçesi fıskiyeli havuz

Elhamra sarayının en çarpıcı saraylarından birisi de Arslanlı saraydır. Ortada 13 arslanın taşıdığı çift katlı havuz bugün tek katlıdır. Çok güzel mimarisi ve  işçiliği vardır. İç içe geçebildiğiniz saraylardan  dışarı çıktığınızda Elhamra'nın sebzelerinin yetiştirildiği ve suyunun geldiği "Cennet Bahçesine" doyumsuz manzarayı seyrederek 10 dakikalık yürüyüşle varıyorsunuz.

Cennet bahçesi Sarayın suyunun ve sebze üretiminin güvenliğinin sağlandığı bir karakol. Ancak aynı zamanda sultanın da mekanı.  Fıskiyeli havuzlar olan bahçe geçilerek bir üst katta çıkılıyor. Selvili avludan üst kata çıkınca,  Elhamra Sarayı, Albayzın tepesi ve ova manzarası şaheser. Burada, kaynak suyu merdivenler avlusuna akarak saraya gidiyor.

 İşlemeli stunlar
Manzarası, ve güzellikleriyle ziyaretçileri büyüledikten sonra Elhamra Saray gezisi sona eriyor. Derinlemesine irdelemeden, gezi 2.5 saat sürüyor. Tarihsel ve mimari incelemeler yaparsanız gezinin 4 saate kadar uzaması mümkün. Uzun yürüyüşler nedeniyle erken yaşlarda ziyaret tavsiye edilir.

 Cennet Bahcesinden Elhamra Sarayı
Elhamra'dan sonra, karşıdaki  eski Arap mahallesinin olduğu Albayzın tepesine çıktık. Dar sokaklarda yürüyüp mahalleyi gezerken aniden karşımıza Elhamra sarayının muhteşem görüntüsü çıktı. Meğer, Albayzın tepesi Elhamra tepesinin tam karşısıymış. Meydanda yüzlerce turist, bir yandan fotoğraf çekerken bir yandan da manzaranın tadına varıyordu. Tepenin sırtlarındaki kafelerde oturanlar manzaraya karşı keyif çaylarını kahvelerini içiyorlardı.

Bu doyumsuz deneyim ve güzellikleri arkamızda bırakarak, Sevilla, Cadiz bölgesini daha sonra gezmek düşüncesiyle, Türkiye'ye döndük.




 Albayzın tepesinden Elhamra görünüşü






p.c: Daha fazla fotoğrafı Halil Eroğlu google + da görebilirsiniz. https://plus.google.com/u/0/103264735092440627826/photos














Hiç yorum yok:

Yorum Gönder