18 Aralık 2012 Salı

Aşkı Uğruna

Asker bir ailenin kızıydı. Ailesinin yanında kolejde okuduktan sonra babasının arzusu ile Ankara da Üniversiteye başladı. Alımlı,terbiyeli,çalışkan disiplinli birisiydi. Lise çağında erkek arkadaşı olmamıştı. Bunda, ailesi kadar kendisinin çekingen olması da etkili olmuştu.

Üniversitenin özgür ortamı ve esnek saatleri çok hoşuna gitmişti. Kolej arkadaşlarından birisi tarafından, kendisi gibi küçük burjuva ailelerin çocuklarından oluşan bir gruba dahil edildi. Fakülte yeni öğretime başlamış olmasına rağmen boykot, yürüyüş, kavga ve anarşi yaygındı. Grubun birbirini tanımasına ortam da yardım ediyordu.

Kız, yeni tatmakta olduğu özgürlüğün keyfini çıkarmaya hazırlanırken anarşi onu ürkütüyordu. Gruptan bir oğlan bu ortamda onunla ilgilenmişti. Hoş entelektüel bir delikanlıydı. Kız ilgiden etkilenmişti. Ancak, nasıl karşılık vermesi gerektiğini bilmiyordu. 

Bir sabah, dersteyken aniden açılan kapıdan haykırarak slogan  atan  grup  amfiye girince kız dondu kaldı. Oğlan ayağa kalkarak kızın elinden tutup onu dışarıya doğru çekti.  Kız ortamdan korkmuştu. Ancak  hoşlandığı birisinin elini tutarak ona sahip çıkmasından, kendini güvende hissetti. Korkusu mutluluğa dönüşmüştü.  Dışarı çıkar çıkmaz,  bir erkeğe sevgi, hayranlık ve aşkla sarıldı.  Artık teslim alınmıştı. Farkında olmadan öğrenci olayları sayesinde sevgili olmuşlardı. Birbirlerine aşklarını açıklayamadan, olaylarla aşkı yakalamışlardı.

Oğlan Fakültenin arkasındaki yurtta kalıyordu. Yurt, solcuların kontrolündeydi. Sağ görüşlü hiç kimse giremez ve yurtta kalamazdı. Anadoludan yeni gelmiş sadece sol görüş  sempatizanı olan delikanlı  olaylara karışmıyordu. Bir akşam üzeri, çıkan sağ sol çatışması sırasında kız arkadaşını evine yollayıp güvenli diye yurda gitti. Bir müddet sonra polisler yurdu basılınca, öğrenciler polise karşı koydu ve çatışma çıktı. Polis, direnişe aşırı güç kullanıp yurda girdi, Herkesi coplayarak gözaltına aldılar.

Delikanlı da, polisten gerek yurtta gerekse göz altında şiddetli dayak yedi. Dayak sonrası sol göz bebeğinde düşüklük oluştu. Ertesi sabah kız durumu öğrendiğinde kahroldu. Niçin erkek arkadaşını alıp uzaklaştırmadığı için kendini suçladı. Yurda gitmesine izin vermemeliydi. Görmek istiyordu ama mümkün değildi. Evdekilerle de paylaşamıyordu. Daha çıkmaya başlayalı kısa bir süre olmuştu.  Bu arada ülkede sıkıyönetim ilan edildi.

Neyse ki arkadaşı bir ay gözaltında tutulduktan sonra serbest bırakıldı. Serbest kalınca göz bebeğindeki hasarı tedaviye başladılar.  Durum kızı daha da fazla oğlana bağlamaya başlamıştı. Katlandığı acılar dolayısıyla ona acıyor ve üzerine titriyordu. Aşkı,  merhamete dönmüştü. Tedavisi sonrası, az görüş kaybıyla şehla olmuştu.

Durumu annesiyle paylaşınca, evde bilinen tatsızlıklar yaşandı. Asker kızının anarşiden gözaltına alınmış bir delikanlı ile flört edemeyeceği, bunun babası tarafından kabul edilemeyeceği ve oğlanı hemen bırakması gerektiği söylendi. Kız annesinin tüm söylediklerine ilk kez şiddetle karşı çıktı.

Fakültenin  üçüncü sınıfında, delikanlının zayıflaması ve güçsüzlüğü nedeniyle doktora gittiler. Oğlan kas erimesi hastalığına yakalanmıştı. Günden güne eriyecekti. Genç sevgililer için bu haber yıkımdı. Kız adeta çöktü. Ailesi,  gözaltına alınmış olması nedeniyle istemediği erkek arkadaşının, sağlık durumunu bozukluğunu hiç kabul etmeyecekti. Sevgilisine mi üzülsün ailesiyle mi uğraşsın kız şaşırmıştı. Ancak vicdanı dolayısıyla, artık hiç bırakamazdı.

Delikanlı, başlangıçta evlilik hayalleri kurarken, sağlık durumunun bozulması ile her şey değişmişti. Oğlanın erkekliğinin olmayacağını bile bile, kız ayrılmayı  kabul etmiyordu. Tutkusu, şefkate ve acımaya  dönüşmüştü. Tam ona ihtiyacı olacağı dönemlerde onu bırakamazdı. Vicdanı ile ailesi arasında kalıyordu. Ailesine durumu nasıl izah edebilirdi.  Her şeyi göze alıp, sağlık durumunu ailesinden gizleyip evlendiler ve  İzmir'e yerleştiler.

Oğlanın, sağlık nedeniyle askere gidemeyeceği anlaşılınca, kızın ailesi  aldatılmış hissi ile yıkıldılar.  Ancak kızları durumu bilerek evlenmiş, boşanmayı da hiç konuşmuyordu. Yapabilecekleri hiç bir şey kalmamıştı. Kızlarını kaybetmemek için tutkusuna teslim oldular.

İlk yıllarda, her ikisi de çalışırken, hastalık ilerleyip oğlan tekerlekli sandalyeye mahkum olunca çalışması güçleşti. Ailenin geçinebilmesi için kızın çalışmaya devam etmesi gerekiyordu. Aşkla hem sevgilisine bakıyor hem de çalışıyordu. Ailesinin iznini almadan evlendiği için de kimseden yardım almıyordu. Gençliğini, kadınlığını, cinselliğini yaşayamamasını, kendisini eşine adayarak unutuyordu.

Hastalık daha da  ilerleyip, delikanlı yatağa düşünce bakıcı bulmak gerekti. Oğlan bulunan bakıcıları beğenmemeğe, huysuzluğa ve kıza sorunlar çıkarmaya başladı. Eşinine olan tutkusu ve aşkı ile bunlara da tahammül etti. Tüm sıkıntılara vicdanı ile dayanıyordu. Evliliklerinin 10. yılında  vefat etti.

Fakülteye başladığından beri hayatını adadığı tutku ile sevdiği ilk aşkı artık yoktu. Kadın olarak genç denecek bir yaşta olmasına karşın yeni bir hayata başlamayı ret ediyordu. Başından beri çektiği tüm sıkıntılara tek başına nasıl karşı koyduysa bundan sonrasına da öyle devam edebilirdi. Bunu ailesi dahil herkese kanıtlayacaktı.  Kadınlığını yaşayamadan geçen hayatına, onsuz ve yalnız devam edecekti.

Sanki, ruhsal ve tensel bakireliğini, tutkuyla bağlı olduğu ve artık olmayan eşi için saklıyor sonrasında da tek başına durabileceğini göstermek istiyordu. Vicdanen rahatlamıştı.










Hiç yorum yok:

Yorum Gönder