28 Aralık 2012 Cuma

Bankacılıkta Aktif/Pasif Yönetimi (2013)

Bankacılıkta,  Pasifin mi yoksa Aktifin mi yönetimi daha önemlidir? Hangisi önceliklidir? İşte Banka  yönetirken öncelikle yanıtlayacağınız soru budur. Yanıtı da Pasiftir. Türkiye'de Bankaların yönetimi, pasiften başlar.
Genç ve dinamik nüfusa sahip ülkemizde, Bankalarımız için Aktif yaratmak (kredi vermek, bono almak, iştirak yapmak), hiç bir zaman sorun olmamıştır. Uzun süre devan eden enflasyon nedeniyle kredi talebi yüksek olmuştur. Bankalarımız, düşük tasarruf eğilimi nedeniyle de yeterince mevduat temin edememişlerdir.

Türkiye'de, Pasifler genel olarak %10-15 Özkaynak, % 60-65 mevduat, %25-30 borçlanma şeklinde bölünebilir. Buradan da anlaşılacağı üzere, mevduat pasifin en önemli kalemidir. Aktifin, finansmanında mevduatın ağırlıklı olması, Bankacılık sektörü için sağlıklı bir yapı olarak değerlendirilebilir.

Aktifin finansmanındaki en büyük kalem olan mevduatın,  krediye dönüşüm oranı 2012 yılında %100 bulmuştur. Bu tüm mevduatın kredi olarak verildiğini, yeni kredi verilmesi için mevduatın (kaynakların) arttırılması veya diğer kaynaklara başvurulması gereğini gösterir. Bu durumda pasifte kısa vadede özkaynak artırılamayacağından, borçlanma kaynağına yönelinecektir.

Borçlanma piyasaları

Borçlanmada da Bankalarımız yurt içinden ve yurt dışından borçlanabilirler. Yurt içi, Örgütlü piyasalardan yapacakları borçlanmalar, vade,faiz ve miktar olarak TCMB tarafından kontrol edilmektedir. Günlük (O/N)  haftalık ve aylık nakit ihtiyaclarını, piyasalardan ve Merkez Bankasından karşılayabilirler. Ancak bunlar daha çok likidite yönetimi için gereken kaynaklardır.

Bunlara göre daha uzun vadeli kaynak olarak, TL bono ihracı yoluna gidilebilir. TL bono ihracı konusunda da BDDK her Bankaya bilançolarıyla orantılı limitler vermiştir. Bu nedenle, yurt içinde veya dışında ihraç edecekleri TL bono miktarı da sınırlıdır.

Yurt dışında YP bono ihracı konusunda herhangi bir kısıtlama yoktur. 2012 yılında Bankalarımız, büyümeyi de düşünerek Sermaye Benzeri Kredi olarak yurt dışında genel olarak 10 yıl vadeli bonolar ihraç etmişlerdir. Bankalarımız yurt dışındaki piyasaların da uygun olması dolayısıyla 2013 yılında, çeşitli vadelerde döviz cinsi tahvil ve bono ihraç yolunu seçebilirler.

2008 de Lehman Brothers'ın batışıyla başlayan ekonomik kriz, dünya Merkez Bankalarınca, sağlanan likidite ile aşılmaya çalışılmaktadır. Likiditenin faizleri aşırı düşürmesi sonucunda, birçok ülkede reel faizler negatife dönmüş durumdadır. Var olan fonlar da gidecek ülkeler aramaktadır.  Yabancılar açısından Türkiye pozitif reel faiz veren ülkelerden birisidir. Bu nedenle Bankalarımızın ihraç edeceği döviz cinsi bonolar fonlar açısından cazip birer yatırım aracı olacaklardır.

Bankalarımız sattıkları bonoları dövizlerini nerelerde değerlendirebilir?

Döviz kredisi olarak kullandırma imkanları olabilecekleri gibi, swap yoluyla TL'ye dönerek TL olarak plase edebilirler. Ancak her Bankanın swap yapma konusunda yeterli limiti olmayacağı için bunların genel olarak döviz kredisi olarak kullanılabileceğini düşünüyoruz.

2012 yılında yapılan özelleştirmelerin, vadeli ödeme şıkkı seçilse bile yatırılması gereken özkaynak (%20-25 yaklaşık 2.5 milyar $)  kısmı için firmaların döviz cinsinden finansmana ihtiyacı olacaktır. Diğer taraftan, dünya ekonomilerinde en kötünün geride kaldığı kanaati, 2013 yılının ikinci yarısında ekonomilerin toparlanabileceği beklentisi, proje finansmanına da ihtiyacı artıracaktır.

Bankalarımızın YP Tahvil ihracıyla, kredi/mevduat oranının2013 yıl sonuna doğru % 100 lerin çok üzerine çıkabileceğini öngörmekteyiz.

Burada Ekonomi yönetimimiz, canlanacak ekonomiye fon sağlayacak Bankalarımıza nasıl bir yaklaşım göstereceği önem göstermektedir. Ancak, düşük büyüme olan 2012 den sonra gelecek yıl büyümenin yükselebilmesi için Bankalarımızın uygun piyasa koşullarından yararlanmalıdır.







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder