11 Ocak 2013 Cuma

Gelecekte, gelecek

Ilık bir sonbahar günü sabahın köründe annesinin bağırmasıyla uyandı. .Telaşla odasına gittiğinde, yatakta cansız yatan babasının başında, annesi korku ve şaşkınlıkla ağlayıp bağırıyordu .."Baban öldü,öldü" diye. İçinde, o zamana kadar hiç bilmediği bir sıkıntı  hissetti ve  hıçkırarak ağlamaya  başladı.

İzmir Amerikan Kız Kolejinde lise iki öğrencisi gencecik bir kızdı.Ölümle ilk kez yüz yüze geliyordu. Ne yapması, nasıl davranması gereğini hiç bilmiyordu. Annesinin, "amcanı ara" demesiyle kendine geldi.

Babasının erken vefatı, kızı annesine daha yakınlaştırmıştı. Kız annesinin bir anlamda can yoldaşı olmuştu. Maddi sıkıntıları olmamasına karşın, eski sosyallikleri kalmamıştı. Annesi, kendini kızına adamıştı. Kız ise,  annesini yalnız bırakmamak için üniversiteye gitmeyip amcasının yanında çalışmaya başladı.

Gün geçtikçe serpilip güzel bir genç kız oluyordu. Çalışmak ona iyi gelecekti. Evdeki kasvetli havadan çıkacak genç yaşta karşılaştığı ölüm ve çaresizliği unutacaktı.  Muhasebede her gün yeni şeyler öğreniyordu. Amcası ve annesi durumdan çok memnundular.

Kız, arkadaşlarından gelen dışarı çıkma önerilerini, annesinin yalnız olduğu bahanesiyle  ret ediyordu. Hayatının merkezinde işi ve annesi vardı. Annesi "gelecekte diye diye, ömür geçmez kızım hayatı erteleme" diyordu. Kızının evlenmesini ve kendine yeni bir dünya kurmasını arzu ediyordu.

Hiç erkek arkadaşı olmuyordu. Gelen teklifleri çeşitli bahanelerle hemen geri çeviriyordu. Akşamları eve geldiğinde biraz  annesiyle vakit geçirdikten sonra odasına çekilip kendini yaşıyordu. İçine kapanık, annesi dışında hiç kimseyle paylaşımı olmayan bir hayat yaşıyordu.

İnsanı kavuran güneş güne hakim olmadan, annesinin denizde boğulduğu haberi gelince amcasıyla hemen Çeşme'ye gittiler. Çok iyi yüzme bilmesine karşın dalgalara yenilmişti. İnanması zor bir ölümdü. Hiç olmayacak şeyler olmuş, annesi uçmuştu. Artık yapayalnızdı.

Ölümün sıcaklığı soğurken eve girmek istemiyordu. Annesinin "hayatı erteme" sözü aklına geldi.  Babasından sonra annesini de kaybetmiş yapayalnız kalmıştı. Artık, "gelecekte gelecek diye diye ertelediği hayatını" değiştirmeliydi.

Önce,evi değiştirerek işe başladı. Ev değişince; her şey düzelecek, geleceği beklemesine gerek kalmayacak, gelecek ona gelecekti.

Ama öyle olmadı. Ev değişikliği ona annesini unutturmamıştı. Hayatının vazgeçilmezi olan insan yoktu ve geri gelmeyecekti. Yaşı ilerlemiş kırklarına gelmişti.Artık, çalışmak da onu oyalamıyordu.

Seveceği hayatını paylaşacağı değil, kurtuluşu için birisini arıyordu. İş ilişkileri olan uzun süredir kendisine ilgi gösteren gümrük komisyoncuyla, evlenip onun evine taşında. Kendi evini de bozmuyordu. Yeni düzenin onu melankolik ortamdan çıkaracağına inanıyordu..Annesinin arzusunu yerine getirmenin rahatlığını hissediyordu. Sevgisiz yeni duruma, iki sene zor dayandı ve boşandı.

Artık, hayattan daha az zevk almaya başlamıştı. Tüm denemeleri başarısız olmuştu. Boşanmasının tüm sucunu kendinde buluyordu. Babasının ölümünden sonra hiç bir şey istenilen gibi olmamıştı. Hayatı, kendisi için değil annesi için yaşamıştı. Onu mutlu ederken dinamizmini yok etmişti. Kimsesiz ve amaçsızdı. Annesi aklına geldi,"gelecekte gelecek diyerek günü yaşamak ertelenmemeli" derdi. Bu söz o zamanlar doğru idi ama bugün, geleceği yoktu ki gelecekle ilgili planı olsun.

İşten yorgun döndüğü bir akşamüzeri, pikaba koyduğu  John Lenon'un "Imagine" na bir kadeh şarapla  eşlik etti.

Önündeki kağıda "gelecekte, gelecek diye diye hayatı ertelerken, bir bakmışsın, gelecek gelmiş" yazarak hava gazını sonuna kadar açtı.




2 yorum: