28 Şubat 2013 Perşembe

Bahtsız Aile

Balkan Savaşı sırasında Makedonya'dan İzmir'e gelip yerleşmişlerdi. Varlıklı, çalışkan ve kalabalık bir aileydiler. Taş ocağı ve kireç işletmeciliği, tahıl ticareti, ithalat işleriyle uğraşıyorlardı. 

Ailenin ticarete yatkın olan delikanlısı, askerlik sonrası un fabrikası kurarak sanayiciliğe geçiş yaptı. Genç,uzun boylu, atletik yapılıydı. At yarışlarına da çok düşkündü. Hiç bir yarışı kaçırmıyordu. Bir yarış sırasında İzmir'in tanınmış ailelerinden ve yarış atı sahibinin, kızını görüp aşık oldu. Modern, yurt dışında okumuş, buğday tenli siyah düz saclı ve çekici bir kızdı. Kız da, gelecek vaat eden bu yakışıklı gence gönlünü kaptırdı. Evlendiler.

İki kız ve uzun aradan sonra bir erkek çocuk sahibi oldular. Adamın işleri gelişmiş ve varlıkları iyice artmıştı.   Artık, ileride işlerini bırakacağı bir veliahda sahiptiler.. Eşi ise, kadınlığının olgunluğunda tüm güzelliği ile sosyetenin nimetlerinden yararlanıyordu. 

Kızlarını İzmir'in iyi ailelerine gelin ettikten sonra tüm ilgilerini oğullarına yönelttiler. Oğlan, zar zor bir eğitimden sonra babasıyla çalışmaya başladı. Babasının gölgesinde işte zaman geçiriyordu.Daha çok hayatını yaşıyordu.

Lisede okumakta olan genç ve güzel komşu kıza aşık oldu. Oğlan flört etmeyi düşünürken, kızın annesi, varlıklı bir ailenin oğlunun,  iyi bir kısmet olduğu düşüncesiyle, kızlarına evlenmesi için baskı yapmaya başladı. Oğlan da ilişkiyi rahat sürdürebilmek amacıyla evlenmek istiyordu. Oğlanın ailesi bu evliliğe sıcak bakmamalarına rağmen tek oğulları için razı oldular.  Ancak, hayat bundan sonra değişmeye başladı.

Çocukları olmuyordu. Oğlanın, uzun süreli tedavisi sonucunda oğulları doğdu. Tüm aile, uğraşlar sonucunda olan çocuğa çok sevindiler.  Genç yaşına karşın aniden testis kanserine yakalandı. Tedavi olmak üzere defalarca Amerika'ya  gitti. Önceleri eşi yanındayken sonraları gelmez oldu. Amerika tedavileri uzun sürüyordu. Bir yıl sonra iyileşerek İzmir'e döndü.

Oğlan, tedavi sırasında cinselliğini tamamen kaybetmişti. Kız ise oğlanın olmadığı sürelerde , gerek yaşca gerekse kadın olarak büyümüştü. Başkasına aşık olduğunu ve ayrılmak istediğini söyledi. Oğlan, bakıma ve sevgiye çok ihtiyacı olmasına karşın eşine hak veriyordu ve hemen boşandılar.    

Oğlan yaşadığı sağlık ve boşanma probleminden sonra iyice içine kapanmıştı. Artık çalışamıyor ve  sürekli kendini dinliyordu. Annesi  tüm vaktini oğullarına ayırıyordu. Baba içkiyi ve dış hayatını arttırarak, karşılaştığı travmayı  unutmaya çalışıyordu. Bu arada işleri de iyi gitmiyordu.

Şeker hastası baba, aniden şeker komasına girerek genç yaşta vefat etti. Aile, oğlanın sağlığı ile uğraşırken babanın vefatı ile zaten bozuk olan işler ters yüz oldu.  Şaşalı ve debdebeli sosyetik yaşam babanın vefatıyla, oğlanın sağlığına kavuşturma mücadelesine döndü. Toplum tarafından aranan, güzel ve alımlı anne her şeyi bırakıp ellili yaşlarda kendini oğluna adadı. 

Annenin tüm çaba ve ihtimamına rağmen oğlanın ruhsal ve fiziki sağlığı tam olarak düzelmiyordu. Tedaviden beş yıl sonra, bu kez böbrek yetmezliği baş gösterdi. Dört yıllık mücadele, böbrek nakliyle sonuçlandı..  Annesi her şeyi terk ederek kendisini oğluna vakfetmişti. Eski eşi ise ailesinin istediği değil, sevdiği adamla  evlenmiş ve ondanda bir çocuk sahibi olmuştu. 

Anne oğlunun durumuna kahır oluyordu. Kızları annesine yardımcı olmaya çalışıyorlardı ama onların da aileleri vardı. Tüm yük anne üzerindeydi. Neşeli ve sosyal  kadın gitmiş için için kahrolan bir anne ortaya çıkmıştı. Ancak, üzüntüsünü oğluna da belli etmiyordu. Genç yaşta dul kalmanın yanında sağlığı bozuk oğluna bakmak zorundaydı. 

Böbrek naklinden sonraki birkaç yıl nispeten iyi geçtikten sonra sorunlar tekrar başladı. Yeni böbrek de sorun çıkarıyordu. Hayatını sağlık sorunlarıyla geçiren oğlan, yeniden böbrek nakil olması gerektiği fikrini içine sindirmeğe çalışırken, aniden komaya girdi. Kurtulma şansının çok az olduğu doktorlarca söylendi.

Dört aylık yoğun bakım süresince annesi,  her gün ellerini tutup iyileşmesi umuduyla oğluyla konuştu. Ama ne yazık ki oğlan kurtulamadı. Doktorlar, haber verdiklerinde, ağlamaya başladı. 

Hıçkırıklarının arasında "Zavallı oğlum hiç gün yüzü görmedi, ne bahtsız aileymişiz" dediği duyuluyordu.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder