4 Ağustos 2013 Pazar

Midilli

Temmuz ayının son günlerinde, daha önce birkaç kez gitmiş arkadaşımın rehberliğinde bir grup arkadaşla Ayvalık'tan Midilli'ye geçtik.
 Ayvalık motoru


Ayvalıktan Midilli'ye Turyol ve Jale şirketlerine ait motorlarla gidilebiliyor(Euro 30). Hatta Jale vizesi kapıda alınmak kaydıyla günlük turlarda düzenliyor.

 Eski Ayvalık





Ayvalık'tan çıkışta Cunda(Ali bey) adası ve diğer küçük adalar nefis bir seyir imkanı sunuyor. Bir buçuk saatlik yolculuktan sonra Midilli'nin en büyük şehri Mitilini'ye vardık. Bir tepe üzerindeki kalesi şehre yaklaşırken yeşillikler arasında sizi karşılıyor.

Cunda (Ali Bey) adası

                                                                                                                                                    
      19.30 civarında gümrük işlerimizi bitirip günlüğü 40 euroda kiraladığımız arabamızı aldık. Şehrin güneyine doğru yeni şehirde "IKIES Small Elegant Houses" otele yerleştik. (Çift kişilik oda 80-150 euro). İlk gece için şehrin 2. kordonunda türkçe menüsünde bulunan "Kaldırimi restaurantı" tercih ettik. Küçük aile işletmesinde her şey lezzetliydi. Adada yemekler yarım litre house wine veya uzo dahil 13-17 euro tutuyor.

Midilli'nin tarihi


 Kaldirimi restaurant
Midilli, tüm dünyanın dilinde Lesvos veya Lesbos, 1462'de Fatih tarafından fethediliyor. 1912 Balkan savaşında elimizden çıkana kadar 450 yıl Osmanlı'nın egemenliğinde kalıyor, adanın doğu ve güneyi o kadar yeşil, sulak ve verimli ki sarayın en güzel meyve ve sebzeleri buradan gidiyor. "İmparatorluğun meyve bahçesi" diyorlar buraya. Fatih, adayı Bizans'tan değil, Genova'lı Gattelusi ailesinden alıyor, çünkü Bizans İmparatoru Michael Paleologos Lesvos'u 1354'de bu aileye hediye eder, bu cömert hediyenin sebebi de 1261'de İstanbul'un IV.Haçlı seferinde Latinlerden geri alınması sırasında Genovalıların Bizans'a yaptıkları yardımlardır.
Midilli Adası Mitilini Kalesi


Adada bizim gördüğümüz 3 kale var. Mitilini'deki en büyüğü ve Anadolu ile ada arasındaki deniz trafiğini kontrol edebilecek konumda. Kuzeydeki Molyvos (Mithimna) kalesi ise Edremit körfezini kontrol edebiliyor. Doğudaki Sigri kalesi ise Ege denizinde fırtınalarda sığınılacak doğal limanı koruyor. Her 3 kalede de Osmanlı dönemi izlerini görmek mümkün.








1.Gün

Sabah erkenden havuza girdikten sonra odamızın önündeki balkonda kahvaltımızı yaptık. iki günde adayı gezebilmek amacıyla saat 10 a doğru yola çıktık. 

Adanın güneyinde Karaburun ilçemizin karşısına denk gelen Plomari denize girilebilecek güzel bir plajmış. Ancak biz zamanımız sınırlı olduğu için oraya gidemedik.
 Geras  Körfezi
 Kaloni körfezinde plaj













Adanın güney ve batısına doğru iki büyük körfez var. Geras ve Kaloni körfezleri birer iç deniz gibi.Biz doğrudan Kaloniyi geçip sabah kahvemizi körfezin parakila plajında içtik. Denize girip serinledikten sonra amacımız olan ünlü şair Sappho'nun doğum yeri olan Erasus'un iskelesi Scala Erasu'ya gitmekti.
 Scala Erasu plajı

 Scala Erasu










Sappho dolayısıyla Lezbiyenlerin tercih ettiği Scala Erasu nefis plajı ve restaurantlarıyla çok güzel. Eskiden bir ucunda çıplaklar kampı varken şimdilerde yok. Biz yemeğimizi en uçtaki Blue Sardine'de yedik. Yemekte ızgara kalamar, kelle peyniri ızgara(saganaki) tereyağında karides, yunan salatası ile bira içtik. Fazlaca yememize karşın kişi başı 15 euro hesap ödedik. Midilli'de istediğiniz kadar kalamar, ahtapot, karides ve midye yiyebilirsiniz.

Sigri
Saat 15 e doğru fosilleşmiş ormanlar (petrified forest) ve müzesi ile ünlü Sigri'ye hareket ettik. Yolda bitki örtüsü yok oldu ve her taraf kıraçlaştı. Ege ve Akdenizin sembolü makiler bile yok oldu. Volkanik taşlar ve sarı toprak hakim oldu. Dağlardan geçip tepeden deniz ve adalar göründüğünde aşağıda kalesiyle sevimli Sigri'yi gördük. Doğal liman olan Sigri'de kalede ve çeşmelerde Osmanlı armaları halen durmakta. Şehrin(aslında köy)  dar sokaklarında yürümek denizle yaşadığına tanıklık etmek çok keyifli.

 Sigri kalesi 
Osmanlı çeşmesi Sigri










Plajı ve denizi tertemiz ve kumlu. Serin sularda bir kez daha yüzüp yorgunluğumuzu attıktan sonra Molyvos'a doğru yola çıktık. Egedeki yelkenlilerde ikisi akşamüzeri koya gelerek demirleyip hareket getirdi.



 Sigri

 Sigri Plaj

 Sigri Restaurant








 Sigri Yel Değirmeni


Molyvos'a, Kaloni'ye gitmeden Filia'dan dönerek gittik. Filia çok güzel bir köy. Kaza eseri köyde dolaşırken minaresi yarıya kadar yıkılmış bir cami gördüğümüzde bu köyün mübadele öncesi bir Türk köyü olduğunu anladık. Anoxos Skoutarou'da yol deniz kenarına ulaştı. Güzel manzara eşliğinde turistik Petra'yı da geçip Molyvos'a vardık.
 Molyvos

 Molyvos'ta gün batımı
Molyvos'ta, "Olive Press Hotel"de kaldık (deniz manzarasına göre 50-70 euro). Otel denize sıfır ve eski bir zeytinyağı fabrikasından dönüştürülmüş otantik ve şehrin limanını karşıdan görebiliyordu. Her iki tarafı da plaj idi. Hemen denize girip serinledikten sonra akşam yemeği için yürüyerek limana doğru yola çıktık.

Şehrin üstündeki kaleyi gece aydınlattıklarında gündüz görünümünden çok daha güzel bir hal aldı. Osmanlı yönetiminde kaldığı dönem izlerini taşımaya devam eden Molyvos'un yokuş sokaklarında güzel evler cafeler ve dükkanlar bulmak mümkün. Adanın en turistik yeri. Gece var olan barlarının tenha olduğunu gözlemledik.

Yat limanın etrafındaki lokantalardan biz Octopus'a gittik. Akşamın seriliğinde beyaz şarap eşliğinde koyu bir sohbetle yemeğimizi yedik.

Yemekten sonra dükkanlara bakarak yürüyerek otelimiz gittik.


2.Gün 

Sabah kahvaltıdan sonra kaleyi gezmeye gittik. Kuzeyde, Baba burnundan içeriye giren Edremit körfezini boydan boya görebiliyorduk. Kaleden bakıldığında aşağıda zeytinlikler ve tarım arazileri ile liman şehir ve plajları olanca güzelliği ile kuş bakışı görebiliyorduk. Turkcell ise kaleden tam olarak çekiyordu.

Petra
Bir gün önce kenarından geçtiğimiz Petra'ya gidip şehrin ortasındaki kayalığın üzerindeki kilise ve dar sokakları gezdik. Üstü sarmaşıklarla kaplı küçük çarşısı ve deniz kenarındaki plaj ve cafeleri ile Petra da turistik bir yer. Kafede kahvelerimizi içip denize girdikten sonra yola çıktık.

Kuzeyde Edremit körfezine bakan dağlık yolun manzarası muhteşem. Sikaminea denizden 500-600 metre  yükseklikte harika Kaz dağları ve deniz manzarasına karşı kurulmuş şirin bir köy.


 Scala Sikaminea

 Güneşte kuruyan  ahtapot












Scala Sikaminea deniz kenarında küçük bir balıkçı köyü. Barınağın içinde birkaç lokantası ve yanda plajı olan sıcak bir yer. Barınağın içindeki Şapel'e en yakın lokantada öğlen yemeğimizi yedik. Midye güveç, Yunan salatası, kelle peyniri saganaki, cacık, ahtapotu şarap ve bira eşliğinde yedik. Burada da fiyat 13 euro idi. Adada bahşiş verme adeti pek yokmuş ama gene de kişiye kalmış bir şey.

Arkadaşımın uyarısıyla deniz kestanesi çok olduğunu görerek sıcak olmasına karşın denize girmedik. Araba yarışlardaki virajlı tırmanışlara benzer bir yolla ana yola çıkıp Mandamados'a doğru devam ettik. Kilo kavşağına kadar yolda manzara güzelliğini korudu.

Mandamanos'taki Taksiarhis Manastırına gittik. Dileklerden sonra ballı yoğurt ve lokma yedik. Biz hafta içinde gittiğimiz için Manastır tenhaydı ancak pazar günleri çok kalabalık oluyormuş.

 Scala N.Kidonya
Aspropotamos'a gelince yol tekrar denize paralel hale geliyor. Karşı kıyıdaki Ören civarına bakarak Ayvalık'tan mübadelede göçüp yerleşenlerin iskelesi Scala N.Kidonion'ya (Yeni Ayvalık) gittik.  Çakıl taşlı plajda denize girip serinledikten sonra duşumuzu alıp Ayvalığa dönmeden önce kabinde üzerimizi değiştirdik. Midilli'de yol boyunca bulunan sayısız plajlarda duş ve kabinler konulmuş durumda.

Akşam üzeri Mitilini'deki feribota yetişmek için yola devam ettik. Yolda küçücük bir koyda Petralidi pansiyon çok güzel görünüyordu. Adayı bilen arkadaşımız fiyatın 30-40 euro olduğunu söyledi.

Termal köyler geçtikten sonra Osmanlı döneminin en ünlü oteli Sarlıca Palas harap vaziyette. Buradan Mitillini'ye yaklaşırken kale ve eski limanı karşınıza çıkıyor. Şehrin içine girerken güzel binalar ve eski köşkler hoş bir ortam yaratıyor.

Arabamızı bıraktıktan sonra 19.00 daki feribota binerek Ayvalığa doğru yola çıktık. Cunda Adası boğazını geçip uzaktan Ayvalığa baktığımızda çarpıcı manzara bizleri büyüledi. Adalar cazip olsa da anakara  sınırsız özgürlük sunuyordu.














Hiç yorum yok:

Yorum Gönder