26 Şubat 2014 Çarşamba

Akabe, Petra(Ürdün)



Gördüğüm resimlerinden etkilenmişken bir arkadaşımın isteği üzerine Unesco'nun dünya kültür mirasında yer alan Petra'ya gitmeye karar verdik. Petra'ya giderken Kızıldeniz ve Akabe şehrini de görebilecektik.


Türk Hava Yollarının Petra'ya Amman'dan daha yakın olan Akabe'ye doğrudan ucuyor olması da karar almamızı kolaylaştırdı. Sadece gidiş(0,35) ve dönüş(04,00) uçakları sabaha yakın saatlerde hareket ediyordu. Yaz aylarında aşırı sıcak ve çok kalabalık olduğu için kış aylarında gitmek daha akıllıca gözüküyordu. Gittiğimizde, gündüzleri 22-24 geceleri 12-14 derece arasındaki hava uzun yürüyüş ve tırmanış gerektiren Petra gezisine çok uygun olduğunu anladık.

Akabe

 Akabe karşıda İsrail Eilat
Arap yarımadasının batısındaki Kızıldeniz'in  kuzeydeki Sina yarımadasının  batısında Süveyş körfezi, doğusunda Akabe körfezi bulunur. Akabe Körfezinin bitiminde, güneyde Ürdün'ün Akabe, kuzeyde İsrail'in Eilat şehirleri yan yana yer alır. Gerek Akabe gerekse de Eilat Ürdün ve İsrailin Kızıldeniz ve Hint Okyanusuna çıkan limanıdır. Diğer bir değimle bu küçük şehirler her iki devlet içinde hayati öneme sahiptir.Ürdün'ün ise tek limanıdır.

Kıyıdan Akabe'nin 25km güneyinde Suudi Arabistan sınırı varken Eilat'ın 15km güneyinde Mısır sınırı başlar. Diğer bir ifade ile Akabe körfezi dört ülke tarafından paylaşılmaktadır.

Akabe küçük(70 bin kişilik çoğunluğu filistinli) güvenilir ve kozmopolit bir şehir. Eski şehrin olduğu güney sahilindeki küçük kale(1516'da Yavuz Sultan Süleyman tarafından alınmış) restorasyon yapılıyor. 1. Dünya Savaşında İngiliz Lawrence of arabia Bedevileri kışkırtarak kaleyi ele geçirmiştir.


 Akabe kalesi
 Glassboat
Kalenin önündeki limanın yanındaki plajdan mercan kayalıkları ve batıkları görebileceğiniz kayıklar (glassboat) kiralayabilirsiniz. Bir saati 25-50 dinar arasında pazarlık yapılmalı. Ayrıca tüple veya şnorkel (scuba diving or snorkel) ile dalmak mümkün.

Akabe'de  deniz kenarında var olan zincir otellerin arkalarına yeni oteller, eğlence yerleri alışveriş merkezleri yapılmakta. Önemli gelir kaynağı fosfat, özel demir yoluyla getirildiği Akabe'den ihraç edilmektedir.

Akabe'de ülke genelindeki %16 vergiye karşılık %6 vergi uygulanıyor. Bu nedenle şehir çıkışında düşük vergili mallar kontrol edilirken girişte İsrail'e yakınlık ve liman nedeniyle teröre karşı kimlik kontrolü yapılıyor.

Akabe'de yat limanındaki Romero'da iyi bir yemek yiyebilirsiniz. Rovers Return ve Ali Baba'da yemek yenecek yerler arasında. Buralarda içkili akşam yemekleri 25-30 dinar tutabilir. The Gateway denilen küçük alışveriş merkezinin ikinci katındaki English pub'da fish&chips dahil alıştığınız batılı tatları bulabilirsiniz.


Petra

 Petra giriş

İkinci gün otelden 110 dinara kiraladığımız özel arabayla bir buçuk saat uzaklıktaki Petra'ya gittik. Bir saat çift yolda gittikten sonra tek yönlü virajlı ve iniş çıkışlı yolla Vadi Musa'ya vardık.

Petra'ya giriş ücreti pahalı 50 dinar(75 dolar). Giriş ücretine dahil 500 metrelik yolu at üstünde gidebiliyorsunuz. Daha sonra yaklaşık yarım saat yürüyeceğiniz iki tarafı yüksek kayalar olan dar gölge geçide giriyorsunuz. Arzu ederseniz eşeklerin çektiği araba kiralayabilirsiniz. Ancak girişte yol iniş olduğundan kiralamayı dönüşe saklamanızı öneririm.
Taşımacı eşekler

 Hazine
Yolun sonunda aniden dar bir alandan Hazine binası görünüyor. Geniş alandaki görüntü insanı hayran bırakacak kadar güzel. İçerisi gezilemeyen hazinenin yanına gidince yer altında bir kat daha olduğunu görüyorsunuz.

Meydanın solu  kapalıyken sağ taraftan yolun genişleyerek devam ettiğini görebiliyorsunuz. Petra, detaylı incelemede  bulunmadan 4-5 saatte gezilebilecek bir yer. Bu nedenle ayakkabınız ve kıyafetiniz çok rahat olmalı. Yazı 45-50 dereceye vardığı söylenen sıcaklık dolayısıyla da su tedarikini unutmamalısınız.

MÖ 400 civarında Nebatiler tarafından kurulmuş daha sonra Romalıların işgali ile hristiyanlık etkileri görünen Petra'da aşağıya veya yukarıya doğru yürürken bol eşek, at arabası, deveye binmek mümkün.



 Kaya mezarları

 Amfitiyatro
 Kaya mezarları

Hazineden aşağıya yürürken sağ ve solda kaya mezarlarını görebilirsiniz. 500metre sonra vadinin solunda 6000 kişilik kayalara oyulmuş amfi tiyatroy tüm güzelliği ile durmakta. Daha aşağı yürüdüğünüzde sağ taraftaki kaya mezarlarının ebatlarının ve görüntü estetiğinin zenginleştiğini fark ediyorsunuz. Özellikle sonlara doğru birkaç katlı mezarların karşısına gelen mermer Roma bazar yolu ve sütunlarının görüntüleri muhteşem. Ancak unutulmamalıdır ki bu güzellikleri görebilmek için tırmanmak merdiven çıkmak zorundasınız.

Roma dönemine ait büyük kilise (great temple) tüm yıkıntılarına karşın büyüklüğü ile sizi şaşırtabilir.Roma kapısının ihtişamıyla duruyor. 800 merdivenle veya eşeklerle 45 dk çıkılabilen manastıra biz çıkmadık.

Petra'da Romalılar dışında mermer kullanılmadığı için Egedeki İyon şehirlerinin mermer yol ve tapınakları çok daha gösterişli duruyor. Ayrıca Efes'in limana inen mermer yolundaki tekerlek izleri ve etrafındaki yapılarla ne yoğun bir ticaret şehri olduğunu anlıyabiliyorsunuz.

Petra bende dini ve  mistik kent izlenimi bırakırken, Efes, zengin ticaretin hüküm sürdüğü, eğlence ve çılgınlık şehri  izlenimi bıraktı. Bu da denizin getirdiği fark herhalde.

 Roma yolu
Dönüşe geçtiğimizde dört saattir aralıksız yürüyüp tırmandığımızı yorgunluğumuzdan fark ettik. Kafelerden birisinde kahve içip tekrar geldiğimiz geçitten geri dönmeye koyulduk. Dönüş sürekli yokuş yukarı olduğundan yolda birkaç kez dinlenmek durumunda kaldık.

Saat 16 olmuştu kahvaltıdan beri bir şey yememiştik. Beş saat sonra arabamıza binip hazırladığımız sandviçlerimizi yiyerek otelimize döndük. Yorgunluğumuzu biraz olsun attıktan sonra geç saat yemeğe gidebildik.

Ziyaretin sonrasında dünya harikası Petra'nın mutlak görülmesi gereken yerlerden birisi olduğunu belirtmeliyim. Girişteki rehberlerden kiralanmasının şart olduğunu düşünmüyorum.


Vadi Rum

Ertesi sabah uyandığımızda hala yorgun olduğumuzu hissediyorduk. Ancak Lawrence of Arabia'nın saklandığı Vadi Rum'a gitmek çöl safarisi yapmak istiyorduk. Öğlen 13'de 60 dinara kiraladığımız arabayla 45dk uzaklıktaki Vadi Rum'a gittik.

 Lawrence of arabia saklandığı vadi

Biz Captanın kampına gittik. Kıl çadırlarda çay içtikten sonra,iki saat kumda gezeceğimiz dört çeker kamyonetlere bindik.  Vadi Rum filmlerde gördüğümüz  kumlardan oluşmuş çöllerden farklıydı. Kırmızı kum çölünün içinde sivri dağlar bulunmakta. Nitekim dağların saklanmaya elverişli vadi yaptığı bir noktada Lawrence of arabia ve Bedeviler saklanmış. Ayrıca deve figürlü dağda ilginçti.
Captain Kampı
 Deve figürlü kayalık

İki saatlik gezi sırasında manzarası güzel yerlerde durup fotoğraf çektik. Kamyonet gezimiz bitince bir saate yakın bineceğimiz develeri beklemeye başladık. Zor da olsa develere binerek çölde kervanımızı oluşturduk. Devenin üzerinden toprağın epey uzak göründüğünü ve yürürken sallanmanın ilk zamanlar insanı huzursuz ettiğini belirtmeliyim.

 Çölden manzara

Develerle  güneş batımını seyredeceğimiz yerde mola verdik. Dağlardan güneşi batırdıktan sonra tekrar develerle Captain'ın kampına döndük.
 Çökmüş develer

Kampın bulunduğu Disi bölgesinin toprağı beyaz ve deve yarışları için pist var. Disi'de yer altındaki gölden Türk GAMA firması su çıkararak 350km ilerideki başkent Amman'a yıllık 100,000 metreküp su basmak için proje yapmakta olduğunu öğrendik. Ayrıca sulama yoluyla domates ve karpuz yetiştirilerek yılda iki ürün alınmaya başlanmıştır.Çölün altında göl oluşması ve bunun hayatiyeti insanı hayrete düşürmektedir.

Ürdün'de İsrail'le sınır olan deniz seviyesinin altındaki Lut (Tuz) gölü Akabeden üç saat uzaklıkta olduğu için biz gidemedik.

Güzel bir geziden keyifle geri döndük.


Dünyayı ancak harita ve coğrafyadan anlayabildiğimi bir kez daha gördüm.






                                                                                                                                 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder