23 Ocak 2015 Cuma

Kredi Piyasasının son 40 yıldaki gelişim

Son 40 yılda Türk Bankacılık sektöründe verilmekte olan kredilerdeki değişimi tartışmak istiyorum. 
1980'e kadar   

Türk Bankacılık sektöründe 1980''li yıllara kadar, genel olarak kısa vadeli işletme kedisi ihtiyacının finansmanına dönük teminatlı kredi kullandırıldı.

İthalatlar mal ve vesaik mukabilinden çok akreditif şeklinde yapılırdı. Mevzuatı karmaşık ve bugünkü ölçülere göre çok düşük olan ithalatı kamu veya büyük şirketler bankaların az sayıdaki şubelerinden yapabilirlerdi. Geleneksel tarım ürünü ağırlıklı ihracatımız, hasattan sonra emtia mukabili olarak finanse edilirdi.

1980 yılına kadar ülkede mevduat ve kredi faizleri kamu tarafından belirlenirdi. %9 mevduat faizine karşılık %11,5 faizle kredi verilebilirdi. Ayrıca kredi teminatı için alınmış olan senetler üzerinden %2 komisyon alınabilirdi. 

1975'den itibaren başlayan yüksek çift haneli enflasyon göz önüne alındığında bu oranlardan kredi alanlar çok şanslıydılar.

Negatif reel faiz dolayısıyla şirketlerin mali bünyeleri genellikle zayıftı. Yetersiz sermaye ve kayıt dışlılık nedeniyle firmaların bilançolarını değerlendirmek çok güçtü. Bilançodaki sayısal verilerin yanında firmaların piyasa istihbaratını yapmak  ve teminat almak Bankalarımız için daha önemliydi. 

Krediler vadesiz olmasına karşın üçer aylık dönem sonlarında faizlerin nakden tahsiline özel önem verilirdi. Banka aksini belirtmediği faizler zamanında nakden ödendiği sürece krediler, her yıl en az enflasyon ölçüsünde arttırılarak devam ederdi.

Bu dönemde kredilerde "Emniyet, seyyaliyet ve verimlilik" prensibi uygulanırdı.

Emniyet; kısaca kredinin güvence(teminat)altında olmasını ifade etmekteydi. Bu nedenle de krediler gerçek satıştan doğan senet veya çeklerin rehin alınması karşılığında ve/veya ipotekle kullandırılırdı. Alınan teminatlar yüksek enflasyon nedeniyle kredinin %30-40 fazlası olurdu.

Seyyaliyet; Kredinin inişli çıkışlı kullanımını ifade ederdi. Mevsimlik olarak limit içinde riskin azalıp artması arzu edilirdi.. Kredinin limitinde donuk halde kullanılması seyyaliyet prensibine aykırılık oluştururdu.

Verimlilik; Kredinin faiz dışında elde edilen gelirlerle en randımanlı şekilde kullandırılması kast edilirdi. Özellikle firmaların randıman hesabında mevduat ortalaması önemli yer tutardı.

Şirketlerin yıl sonu bilançolarındaki kayıtların doğruluğu ancak muhasebe ve vergi yasaları ile değişen mevzuatı sıkı sıkıya takip etmekle anlaşılabilirdi. Firmaların yıl sonu bilançolarının Bankalarca incelenmesi sırasında(mali tahlil), muhasebe kayıtlarında yapılan değişikliklerle, zayıf bünyeli şirket bilançoları zarara dönerdi.

1980 - 2000

24 Ocak 1980 tarihinde açıklanan kararlar ile Türkiye ekonomisinde yapısal bir dönüşüm yaşanmıştır. Fiyatların piyasa mekanizması çerçevesinde oluşması amacıyla fiyat kontrolleri kaldırılmış ve serbest dış ticaret politikasına geçiş yaşanmıştır. Başlatılan finansal serbestleşme para ve kur politikasına da yansımıştır.

Özal'ın 24 Ocak kararlarıyla  sonra Bankalarımızın tereddütüne karşı faizler serbest bırakıldı. Kurlar yukarı çekildi. Mevduat faizleri sıçradı. Kredi faizleri de artınca şirketler zor duruma düştü. Yüksek enflasyona rağmen enflasyon muhasebesi uygulanmadığından nominal rakamlara dayanan karlar üzerinden verilen vergiler şirketlerin reel öz varlıklarını iyice zayıflattı.

Daha önceki yıllarda sanayileşme için banka bilançolarının %15'inin orta vadeli kredi olarak verilmesi zorunluluğu getirilmişti.

Orta vadeli finansmanı bilmeyen ve yüksek enflasyon ve faizlerden yeterince proje bulamayan Bankacılık, zorlamayla Anadolu'da kamu ve bankalar destekli kurulan bir çok şirkete orta vadeli kredi vermişti.Finansal serbestlik sonucu doğal olarak büyük çoğunluğu battı.

Bankacılık teminata dayalı, seçilmiş firmalara kısa vadeli kredi kullandırma yolunu seçti. Yükselen sorunlu krediler, düşük faizlerle, vadeye yayılarak yüksek enflasyon içinde azaltılma yolu tercih edildi.

Siyasi istikrarsızlık, maliye politikasının yeterince sıkı olmaması ve bankacılık sektörünün kırılgan olması gibi sorunlar 1994 yılında bazı bankerler ve üç bankalar batmasına neden oldu.. Enflasyon ve faizler üç basamaklı sayılara yükseldi. Sorunlu bilançoları düzeltebilmek ve daha yüksek kar marjı elde edebilmek amacıyla Bankalar teknolojik alt yapılarının da desteğiyle Bireysel Bankacılık alana girmeye başladılar. 1990'ların başlarında başlayan Kredi kartı yanında bireysel krediler verdiler.

Arz eksikliği nedeniyle sıra beklenerek alınabilen ve tasarruf aracı olarak kullanılan araba satışlarının, pazarlama firmaları üzerinden bireylere satışıyla bireysel kredi uygulaması yaygınlaşmaya başladı. Ancak bireylerin kredi değerlendirmesinden ziyade, alınan arabalara haciz koyan satıcı firmanın kefaleti ile kredi veriliyordu. Bir anlamda satıcı firmaya, aracı  kanalıyla işletme  kredisi veriliyordu.

Bireysel kredilerde önceleri tereddüt edilse de "scoring"(puanlama) yöntemiyle sistem yaygınlaştı. Ancak burada daha çok mal ve hizmet alımına dönük bireysel kredi kullandırılıyordu. Doğrudan nakit ihtiyacı için bireysel kredi en son gelişebilecekti.

Bankacılık bilanço değerlendirip kısa vadeli işletme kredisi vermenin yanında bireylere de belirli kıstaslara göre yaptıkları puanlama yöntemiyle  kredi kullandırmaya başlamış oluyordu. Çok sınırlı Orta Vadeli Krediler devam edememişti.

2000 sonrası

Güçsüz kamu maliyesi ve KİT'ler, zayıf özel sektörle 2001 Şubat ayında son 5 yıldır devam eden 3 haneli enflasyon ve faiz karşısında kırıldı. IMF'le dalgalı kura geçme konusunda anlaşıldı. Kurlar serbest bırakıldı. Yardım alındı.

Dolar Kuru hemen 600,000TL'den 1,200,000TL yükseldi.

Bankalara üçlü denetim (Denetim firmaları(2) ve BDDK murakıpları) ve ilk kez enflasyon muhasebesi uygulanarak gerçek durumları ortaya çıktı. Hepsi büyük zarardaydı ve bazılarının acil sermayeye ihtiyacı vardı.Geçmiş yıllardaki yüksek enflasyon dönemlerinde gerçekte kar etmedikleri halde nominal karlarından vergi ödedikleri için zayıflamış mali bünyeleri ortaya çıktı.Sonuçta 22 banka battı.

Devlet Bakanı Kemal Derviş'in önderliğinde alınan önlemlerle (Kamu bankalarına sermaye konması, İstanbul Yaklaşımı, TL hazine bonolarının $ bonolarla(swap) değiştirilmesi) Bankacılık sektörü mali bünyelerini düzelttiler. 70 binden fazla çalışanı işten çıkardılar  ve ekonomi ciddi olarak küçüldü.

Kamunun aldığı ciddi önlemler yanında Bankacılığın yetişmiş iş gücü ve dirayetli yönetilmesiyle toparlanma kısa sürede gerçekleşti. Enflasyonu düşmeye başlayan, ekonomisi rekabete açılan ve  batı ile olumlu ilişkiler kuran ülkeye dış kaynak gelmeye başladı.

2008 yılındaki Lehman krizinden sonra uluslararası faizler ciddi olarak düşmeye başladı. Yatırım yapılabilir ratingi olmayan ve yüksek faizler dolayısıyla dış piyasalardan yeterli kaynak bulamayan Türkiye ilk kez tasarruf açığını bol ve ucuz dış borçla giderebildi.

Uluslararası piyasaların olumluya dönmesiyle beş yıldan daha uzun vadeli kaynak bulmaya başlayan Bankalarımız ile (öncelikle Dünya Bankası, Avrupa Yatırım Bankası(AYB), Avrupa Konseyi Kalkınma Bankası(AKKB), Uluslararası Finans Kurumu(IFC), Alman Kalkınma Bankası(KFW) gibi uluslar üstü kuruluşlardan kaynak bulabilen TSKB orta vadeli proje finansmanına girmeye başladılar.

Türkiye Sınai Kalkınma Bankası(TSKB) kuruluşundan beri yapageldiği orta vadeli finansmanı 2004-2005'lerde artan kaynaklarıyla büyüttü. Orta vadeli kredinin analiz tekniği de tamamen farklı idi.

Kısa vadeli  kredisi finansmanında, ilgili sektör ve firma bilançosunun incelenmesi yeterli oluyordu.

Orta Vadeli kredi incelemesinde, yatırım yapılacak ülkenin jeopolitik durumu, ekonomik konjonktür, ve sektörün geleceği  firmanın analizinden önce incelenmesi gerekmekteydi. Diğer taraftan orta vadeli kredi incelemesinde proforma bilançolar ve ileriki yıllarda kredi taksitlerini geri ödeyecek nakit akışı"cash flow" önem kazanmaktaydı. Sonuç olarak Bankalarımızın o güne kadar alışık olmadıkları bir mali inceleme yapmaya başladılar.

Bankalarımız bu dönemde çok iyi bildikleri ticari kredilerin yanına, bireysel krediler (konut krediler dahil) ve orta vadeli kredileri eklediler.

2014 sonu itibariyle 1,250 mlrTL'lik toplam kredilerimizin %29'u bireysel ve kredi kartı, %27'si KOBİ, ve %44'ü  ticari ve kurumsal kredidir.

Son 10 yılda Bankacılığımız 65-70 milyar $ civarında orta vadeli yatırım ve satın alma kredisi verdiğini tahmin edebiliriz.(Bu konuda BDDK ve TBB'den net rakamlar elde edilememektedir)

40 yılı aşkın zamandır Bankacılık yapan biri olarak gelişimi gördükten sonra ilk zamanlardaki Bankacılığımızın ne kadar yalın olduğunu itiraf etmeliyim.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder