20 Kasım 2015 Cuma

Bask (Bordo - San Sabastiyan - Bilbao) Gezisi


Eylül ayı sonunda iki çift Bask bölgesini (Bordo-Biarritz-San Sabastiyan-Bilbao) gezip İspanya'nın gastronomi merkezlerinde güzel yemekler yemek amacıyla THY ile Bordro'ya uçtuk.
Bordo

Üç buçuk saatlik uçuşla Bordo'ya vardığımızda ilk dikkatimiz çeken şey terminale bitişik bağlar oldu. Dünyaca ünlü Bordro şaraplarının merkezine geldiğimiz hemen anlaşılıyordu. Taksi ile Unesco tarihi miras listesinde olan şehrin merkezindeki Best Western Grand Hotel'e (30euro) gittik.

Bordo, Garonne nehri kenarında 250 bin nüfuslu yürüyerek gezilebilecek küçük bir  üniversite şehri. Trafiğe kapalı alışveriş caddesi Rue Sainte-Catherine hanımlar için her şeyin bulunabileceği bir yer.
 Rue Sainte-Catherine

Ünlü Bordro şarapları Garonne ve La Dardogne  nehirleri vadilerinde yetiştirilen üzümlerden yapılmaktadır. Atlas Okyanusundan 100km içeride olmasına karşın önemli bir liman şehridir. Nehrin kenarında gezi ve spor alanları bulunmaktadır. Ağaçların arasına gerilen tellerin üzerinde trapezciler gibi dengede yürümeye çalışan gençler varlığı sizi şaşırtmamalı. 

Otele yerleştikten sonra yürüyerek şehri gezdik. Ertesi sabah şaraplarıyla ünlü Saint Emilion ve Arcachon'a gitmek istiyordu. Tren yolundaki tadilat nedeniyle Saint Emilion'a gidemeyeceğimiz anlaşıldı. Arcachon gidecektik.
 Archocon Plajı

Grand theatre meydanındaki Apple mağazasının yanındaki kafede meydanın hareketli halini seyretmek çok zevkli. Ancak bu cafe biraz pahalı.

Akşam yemeğini daha önceden duyduğumuz meydandaki l'entrecote da yedik. Burada rezervasyon yapılmıyor. Saat 19,00 açılmadan önce sıraya girip yemek yiyebiliyorsunuz. Cevizli yeşil salata, Cafe de paris soslu ızgara antrikot fiks menüsü 19 euro. İçilecek şarap 14 euro.
 L'entrecote

Ertesi sabah Tramvayla St Jean tren garına gidip Arcachon'a hareket ettik. 45 dakikalık yolculukla geldiğimiz yazlık kasabada evlerin çoğu kapanmıştı. Atlas Okyanusu kenarında büyük bir foya bakan şehir yazın hareketli ve güzel olabilir. Dune du Pilat denilen kasabanın biraz dışında okyanus kenarında rüzgarla oluşmuş kum tepeciğine hava nedeniyle gitmedik.

Akşam üzeri trenle Bordo'ya dönüp  Grosse Cloche başlayarak eski şehri yürüyerek gezdik. Büyük tiyatro meydanındaki hareketli kalabalığı izledikten sonra akşam yemeğini tekrar aynı yerde yedikten sonra katedralin etrafındaki bar lokantalarda geceyi sonlandırdık.
 Büyük saat


Biarritz

Fransa'nın Bask bölgesinde başladığımız gezimizi İspanya'nın Bask bölgesi Bilbao'da sonlandırmak arzusundaydık. Önce Fransa-İspanya sınırına çok yakın Biskay Körfezi kıyısında dünyaca ünlü sörf kasabası Biarritz'e uğrayıp oradan San Sabastiyan ve son olarak da  Bilbao'ya trenle geçip hem Okyanus kıyılarını hem de Pireneler'i görecektik.

Bordo'dan iki saatlik bir tren yolculuğu(37,5 euro) ile Biarritz'e vardık. Gardan şehrin başlangıcındaki Radisson Blu Hotel'e belediye otobüsüyle (1 euro) on dakikada vardık.

19.yy ortalarında III Napolyon'un eşi  Empress Eugenia de Montijo Biarritz'i keşfetmiş. Şu anda Hôtel du Palais olarak bilinen sarayı yaptımış. Burjuvazinin önemli tatil yeri olan Biarritz, 20.yy ortalarında Akdenizdeki Cote d'azur keşfedilince önemini yitirmiş.
 Cote des Basques


Hava kapalı ve rüzgarlıydı. Otelden deniz kenarından merkeze doğru yürürken gördüğümüz manzaradan nefesimiz kesildi. Geniş ve uzun plajlar (Cote des Basques) sörf yapmaya çalışanlar, devasa dalgalar ve koyu bir gökyüzü sonsuz deniz doğayı daha da vahşi hale getirmişti.
 Virgin Kayalığı

Şehrin başlangıcındaki otelimizden yürüyerek aşağıya inerken sörf yapılan Cote des Basques plajını geçip Virgin  kayasına vardık. Denizdeki kaya ada demir köprüyle ana karaya bağlanmış üstüne Meryem Ana heykeli dikilmiş. Virgin kayasının hemen dibindeki eski liman denilen bölgede küçük Port Vieux plajı çok güzel. Grande Plage şehrin önündeki kumsal yazın çok hareketli imiş.

Eylül sonunda şehir tenhalaşmıştı. Eski ve sevimli şehrin ortalarında güzel kafelerde oturup akşam yemeğini halin yanındaki commerces restoratta balıklarımızı yedik.


San Sabastiyan

Sabah erkenden taksi ile (17 euro) gara gittik. Biarritz'den bindiğimiz sncf (banliyö) treni(4,60 euro) ile 25 dakikada Fransa'nın Hendaye kasabasına gittik. Hendaye'de istasyondan çıkınca sağ tarafta İspanya San Sabastiyan'a giden trene(metro) binip (2,35euro) yarım saatte şehre vardık. Trenle yolculuğumuz bavullarımıza rağmen çok rahat ve konforluydu. Yolda uğrayamadığımız Saint Jean de Luz kasabası da çok güzelmiş.

San Sabastiyan'da taksi(7 euro) ile şehrin yeni bölümündeki NH Collection otele gittik. Otele yerleştikten sonra yürüyerek şehri gezmeğe çıktık. Onderrata Plajından finükülerle Monte Igeldo tepedeki kuleye çıktık. San Sabastiyan'ın küçük koyu ortasındaki Santa Clara adası  ve karşısındaki eski şehri doyasıya seyrettik.

Finükülerden indikten sonra deniz kenarından yürüyerek eski şehrin olduğu yere kadar kumsal kenarına yapılmış yoldan keyifli bir yürüyüş yaptık. Yolun ortalarında meşhur Londra Oteli ve önündeki kafelerde oturulabilir.

Burundaki eski şehre vardığımızda dar sokaklar ve sayısız bar ve hediyelik eşya dükkanı olan orta çağ binaları bize karşıladı. Basque'lılar Öğlen ve akşam yemeklerinden önce barlara uğrayıp pinçhos dedikleri çeşitli küçük mezelerle şaraplarını içmekteler. Pinchos ekmekle birlikte kürdanla tutturulmuş meze demekmiş. Doğal olarak günümüze bu kavram da değişikliğe uğramış. Ancak her barın pinchosları farklı olduğunu belirtmeliyim.

Şehirde kafelerde oturup gezdikten sonra yeme içme konusunda çok ünlü olan San Sabastiyan'da önceden yer ayırttığımız La Muralla restoranında erken bir saat te 20.00'de akşam yemeğine gittik. Yarım şişe şarap ve seçmeli yemekler 36,5euro. Gerek yemek gerek sunum gerekse de küçücük lokantanın ambiyansı nefisti.
 Squid (mürekkep balığı)

Ertesi gün tün gün gezdikten sonra akşam iki değişik barda pinchos'larımız yiyerek günü bitirdik. San Sabastiyan'da ve etrafında ki kasabalara da çok fazla güzel lokanta olduğunu ve gurme lezzetlerin buralarda tadılabileceğini belirtmeliyim.


Bilbao

Bordo'dan San Sabastiyan'a kadar trenle gelmiştik ancak Bilbao'ya otobüsle (1.15dk) gidecektik. Pirene dağlarının arasından eskiden yapılmış demir yolu 2,45 dakika sürerken Avrupa Birliğinden sonra yapılan otoyolla Bilbao 1,15 dakikaya inmiş.

Bilbao'ya vardıktan sonra taksi (6euro)  ile Guggenheim Müzesinin karşısındaki minimalist Miro oteline gittik.
 Guggenheim Müzesi

İspanya'nın Basque bölgesinin başşehri olan Bilbao, 1980'lere kadar kendi halinde bir şehirken 1990 başında Guggenheim Müzesinin açılmasıyla "Kentsel dönüşüm" (Bilbao Effect) yaparak  sanat ve kültür merkezi haline gelmiştir.

Yeme içme ve Guggenheim müzesiyle ekonomik durumunu düzelten şehir son senelerde turizmde de patlama yapmıştır.

Nehrin kenarında bir sanat abidesi olan Guggenheim Müzesi mimar Frank Gehry'nin bir şaheseri. Müze üç kattan oluşuyor ve içindeki sergiler zaman zaman değişiyor. İlk kattaki Mittal galerisi son derece değişik.Yılda 1 milyon ziyaretçisi vardır. (İstanbul Modern Müzesi ziyaretçi sayısı yıllık 80 bin kişidir.)
 Old Town (eskişehir ve tren istasyonu)

Nehir kenarından yürüdüğünüzde eski şehre gelinir. Burada barlar ve lokantalar olan sokaklarda yemek yiyip alış veriş yapabilirsiniz. İlk akşamımız pazara denk geldiğinden gidebileceğimiz lokanta sayısı çok sınırlı idi. Ancak pazartesi akşamı nehir kıyısında gurme bir restorantta deniz mahsullü Paella yiyebildik.

THYnın akşamüzeri kalkışına kadar şehirde gezdikten sonra hava alanına gidip rahat bir yolculuktan sonra(3,30 dk) İstanbul a vardık.

Her seferinde olduğu gibi bu gezimizde de göremediğimiz yerler olmasına karşın çok keyifli bir haftayı sonlandırmıştık.









2 yorum:

  1. İyi akşamlar. Yazınızı keyifle okudum. Bizde ekim başında benzer bir rota izleyeceğiz. Araç kiralamadan gezmenizin belli bir nedeni var mı acaba?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Özel bir nedeni yok. Gurme turda rahat şarap içelim diye araba kiralamadık

      Sil