2 Aralık 2018 Pazar

Kutsal Kudüs ve İsrail

Dünyanın en önemli dini merkezlerinden birisi Kudüs'ü hep merak etmişimdir. Arkadaşımızın İsrail'de yaşayan   St Joseph''ten sınıf arkadaşının rehberliğinde İsrail'i kuzeyden güneye gezdik.
1.Gün   Kudüs

Sabah erken iki saatlik bir yolculukla Tel Aviv'in Ben Gurion (İsrail'in kurucusu) havaalanına vardık. Çıkışta Galatasaraylı pasaport memuruyla sohbetten sonra bize rehberlik edecek arkadaşla buluşup turistik Abu Gosh (arap, yahudi, hristiyan, filistin) köyünde humus falafel (yağda kızarmış nohut köftesi) ve çeşitli yiyeceklerle kahvaltı ettik. Kişi başına 20-25$ ödeme yaptık.

 Ortada Falafel(nohut köftesi)














Kudüs girişte sol taraf kutsal değerlerin olduğu Filistinlilerin yoğun yaşadığı antik Doğu ile Yahudilerin yoğun olduğu modern Batıdan oluşuyor.

 Zeytin Dağındaki kutsal Yahudi mezarlığı ve Kale içindeki Kudüs

Kudüs ziyaretimize markalaşmış Zeytin Dağından (Olive Mount)  Doğu Kudüs manzarasıyla başladık. Tepenin Kudüs'e bakan yamacında ilk Yahudilerin gömüldüğü o nedenle kutsal sayılan çok pahalı ve bakımlı ağaçsız Yahudi mezarlığı bulunuyor.

 Solda Al Aksa Camii Altın kubbeli Hz Ömer cami (arkada görünmüyor Yahudi Ağlama duvarı) tepede Kutsal Kabir Kilisesi

Fotoğraflarımızı çekip şehrin başlıca ibadethanelerini uzaktan gördükten sonra kale içindeki Kudüs'e doğu kapısından girdik. Güvenliğin  solundan Yahudilerin kutsal Ağlama Duvarına (Wailing Wall) sağından Al Aksa ve Ömer Camiine giriliyor.




Al Aksanın batıdaki dış duvarına Ağlama Duvarı (Western Wall) deniyor. İnsanlar yüksek duvarın önünde dua edip içine taleplerini yazdıkları kağıtları katlayarak yarıklara sıkıştırıyorlar. Daha sonra düşenler ve fazlalıklar toplanarak atılıyor. Kadınlar ve erkekler ayrı yerlerde dua ediyor. 

 Al Aksa girişi
Yahudi arkadaşlar Al Aksa camisine girmedi eşlerimiz başını örtüp pantolonlarının üstüne oradan verilen etekleri giyip başlarını kapattıktan sonra içeri girdik. Caminin dışı ve içi çok geniş ve büyük. 700 yıllarında ilk kez yapılan yapı 1033 yılında bugünkü halini almış Müslümanlar için çok kutsal olan cami yeri önceleri Yahudiler için de kutsalmış.

Hazreti Ömer Kudüs'ü aldıktan sonra Osmanlı döneminde üzerindeki çini ve altın kubbesiyle çok dikkati çeken Ömer Camisini (Kubbet-ül Sahra) yaptırmış. Caminin tam ortasında alta 11 basmakla  inilen bir mağara var (Dome of the Rock). İçinde kaya ve altındaki mağaranın Hz Muhammet'in göğe yükseldiği yer olduğu rivayeti var. 

 Zarif Altın kubbeli Ömer Camii

 Ömer Cami içinde mağaranın üstü
   Hz Muhammedin göğe çıktığı mağara



















Camiden çıkıp batıdaki çarşıya girdiğimizde dar sokaklı geleneksel doğu mimarisi ile karşılaştık. Doğu Kudüs Müslümanlar, Hristiyanlar, Yahudiler ve Ermeniler arasında bölünmüş durumda. Çarşıda Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptırdığı Sebil (çeşme) ile karşılaştık.

 Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptırdığı sebil

Ermeni Kilisesi


























Biraz ilerisinde Hristiyanlar için kutsal olan Hz İsa'nın Çarmıhını taşıyarak geçtiği Azap (Acılı yol) Via Doloroso üstündeki 14 duraklı yolun(son 4'ü kilisenin içinde)
istasyonlarıyla karşılaştık.



Sağındaki Ermeni kilisesinin yanındaki yolun köşesinde Avusturya'nın manastırı bulunuyor. Kapısı kapalı ancak girerek çatısına çıkıp Kudüs'e bir kez daha tepeden bakabilirsiniz. Gizlenmiş gibi duran Manastırın bahçesinde kahve içmek de mümkün.


Manastırın karşısındaki Via Dolorosa'dan (hafif yokuştan) Kutsal Kabir Kilisesine (Church of Sepulchre) gittik. Kiliseye ilk girişte İsa Çarmıha gerildikten sonra cesedinin yatırıldığı taşa inananlar eğilerek öpüyorlar.Kilise soldan sağa doğru geziliyor. Sola döndüğünüzde İsa'nın çarmıha gerildiği haçın saplandığı kayanın bulunduğu küçük bir yapının önünde uzun kuyruklar bulunuyor.

Hz İsa'nın naşının konduğu taş
 Hz.İsa'nın çarmıhının saplandığı kaya kulübesi


 Yeraltındaki ilk kilise
Soldan devam ettiğinizde değişik mezheplere bağlı kilise ve şapellere rastlıyorsunuz. Kilisenin sağına  geldiğiniz de aşağıda Helenistik döneme ait tabanı fresklerle süslü  kilise sizi karşılıyor. Buradan da basamaklarla inilen ilk orijinal mağara kilisesine ulaşıyorsunuz. Kutsal Kabir kilisesi yer altında mağaradan başlayarak tarih içinde yukarıya doğru inşa edilmiş ve tüm Hristiyanlık mezheplerice Kutsal bir yer. Kilisenin uzun süredir Müslüman bir ailece yönetiliyormuş.

 Kabir Kilisesinin görünüşü

Kiliseden çıktıktan sonra Doğu Kudüs'ün batı kapısında David Kulesi ve kale surlarından Tapınak Tepesi gezimizi bitirdik.Görülecek çok daha fazla yer olduğunu bilerek kutsal şehir Kudüs'ten ayrıldık.


2.Gün

Golan Tepeleri (Heights)

Kuzeydoğuya 1967 savaşından sonra Suriye'en alınan alınan Golan Tepelerine gitmek için yola çıktık. Romalılardan kalan Caesarea antik kenti ve doğal limanın uğramadan (diğerleri Jaffa ve Akka) Carmel dağlarından içeriye döndük.

İsrail'in tatlı suyu, 5 çalışır 3'ü yapım halindeki deniz suyu tesisinden elde ediyor. Tatlı su kaynağı olarak tek Tiberya gölü varmış. Afrika fay hattı üzerinde olan ve deniz seviyesinden yüzlerce metre alçak olan Tiberya ve Ölü Deniz (Lut Gölü), ilki tatlı su iken ikincisi dünyanın sayılı tuzlu göllerindendir.

Yokneam yüksek teknoloji şehri Galilee dağlarının batı eteklerinde kurulmuş. Golan tepelerine giderken  Tiberya gölüne girip çıkıp Lut gölüne dökülen ve Hz.İsa'nın vaftiz edildiği Ürdün nehri 1967'ye kadar Suriye ile sınırmış. Bugün nehrin yukarıları şaraplık üzüm bağlar, kiraz ağaçları ile kaplı. Yolun belirli bölümlerinde halen temizlenmemiş mayın tarlaları bulunuyor. Bazı bölümlerde toplanan sular nedeniyle  bataklıklar  okaliptüs ağaçları dikilerek kurutulmuş.

 Bental tepesinden Suriye'ye bakış

1600m yüksekliğe ulaşan Golan'ın, Bental tepesindeki Coffee Annan (bulut)da kahve içip etrafa bakındık. Tepe Şam'a sadece 60km uzakta. Bakınca aşağıdaki ovalarda su rezervleri ve ekili alanların tamamı İsrail toprağı olmuş. Çeşitli siperlerde ele geçirilen malzemelerle yapılan heykeller biraz olsun savaşı yumuşatmış.





















Aşağı inince Ha Bokrim Kibbutz'unda Merom  Golan restoranında çok güzel etler yedik. Modern döşenmiş restoranı herkese tavsiye ederim.























İsrail'in en iyi şaraplarının yapıldığı bölgede, Golan Hights Winery'e uğrayıp şarap tadımından sonra akşam içmek için şarap aldık. Fiyatların çok ucuz olmadığını söylemeliyim.

Tiberya Gölü (Galilee Denizi)




Bir saatte 1500 metreden fazla inerek deniz seviyesinin 250m altındaki Tiberya gölüne vardık.Yukarıda 17 olan sıcaklık aşağıda 27 ye yükseldi. Hava ağır ve basık hale geldi.(35'e 21 km olan gölün en derin yeri 45 metre) Etrafta üzeri ağlarla örtülü muz, portakal ve şeftali bahçeleri belirdi. Gölün güneydoğusunda Ürdün, Suriye İsrail sınırında Tiberya gölü kenarında eti satılmak için timsah yetiştiriliyor muş.

 1967 savaşından önce karşı taraf Suriye topraklarıymış

Suriye-Afrika fay hattı üzerinde Tiberya gölü (-250) Lut Gölü (-380) metre deniz seviyesinin altında. İlki İsrail'in tek tatlı su gölüyken Lut dünyanın en tuzlu göllerinden birisi. Tiberya  İsa'nın suyun üstünde yürüyüp balık avladığı bir göl.

Capernaum Antik kenti

Antik  şehir Capernaum'da İsa'nın ibadet ettiği (şimdi de ziyaretci Hristiyanların) yıkık bir Havra var. (Hz.İsa öldüğünde Hristiyan olduğunu bilmiyordu deniyor) Yanındaki harabelerin üstüne modern bir kilise yapılmış. Dünyanın çeşitli yerlerinden gelen gruplar farklı köşelerde ilahiler söylüyorlar.Hristiyanlar için kutsal sayılan Capernaum antik kenti dışında bir Ortodoks kilisesi yapılmış.
Hz. İsa'nın dua ettiği Havra


Kuzey ucundan girdiğimiz Tiberya gölünün ortalarından yukarı deniz seviyesine çıkarak dönüşe geçtik. 2,30 saatlik yolculukla yoğun trafikte Tel Aviv'e döndük.

 Tiberya Gölü kenarındaki Hurma plantasyonu

3.Gün

Jaffa (Yafa)

Tel Aviv'in güney burnundaki doğal liman (orta çağlara göre küçük) Jaffa bulunuyor. Sahilden kalenin içine girilince daracık yokuşlu sokaklarda dolaşarak tepeye varıyorsunuz.























Burnun en yüksek yerinde kilise altında Selçuklu Alaattin Keykubat cami daha aşağıda Osmanlı kışlası,  sebil, cami ve karşılarında vilayet binası ve saat kulesi tüm güzelliğiyle duruyor. Kışla otel haline getirilmiş. Dar ara sokaklarda bit pazarı dolaşmaya değer.


Alaattin Cami
 Sağda kışla solda vilayet  saat kulesi

 Osmanlı sebil ve cami

Jaffa'dan Tel Aviv'in kumsalı ve binalarıyla güzel bir görünümü var. Yakınında 1890 larda Osmanlı yönetimindeyken yapılmış olan tren istasyonu bugün kullanılmıyor. Kafeler ve dükkanlarla yeni  cazibe merkezi haline getirilmiş.


İstasyondan arabayla tapınak şövalyelerinin yerleştiği Sarona bölgesine gittik. Papazlarda ucuza satın aldıkları bataklık olan bu bölgeye okaliptüs ağaçları dikerek tarıma başlamışlar. Etrafı yüksek kulelerle çevrilmiş bölgede 2 katlı eski binalar yeşillikler içinde  lokanta ve kafelere dönüştürülerek kulelerde çalışanların nefes alabileceği yerlere dönüştürülmüş.


Güzel havada Sarona'dan yürüyerek deniz kenarındaki otelimize giderken yolda kafede oturup Tel Aviv hayatına karıştık.

Tel Aviv kumsalı yürüme yolları yüksek binaları ve gelişmiş finans ve bilgisayar program yazılımı ile modern bir şehir. Pırlanta işleme konusunda (De Beers) cep telefonu uygulaması (start up) yazılımlarında dünya çapında iş yapılan bir başkent. Rothchild caddesinde gezinip bakınabilir ve kafelerde oturabilirsiniz. Pahalı bir şehir olduğunu da söylemeliyim.

4.Gün

St George Manastırı

Ölü Deniz'e gitmek için yemyeşil çam ormanları kaplı Cudea Dağlarını geçip Kudüs üzerinden işgal altındaki Batı Şeria'dan çölleşen topraklarda Vadi Kelt'eki Hristiyanlar için kutsal St George manastırına gittik.


Çölde derin bir vadide derenin üstünde dağa yapılmış manastırı aşağıya inmeden uzaktan gördük. Vadiden yarım saat yürüyerek tatlı su havuzlarına ulaşılabiliyormuş. Var olan tatlı suyu Jerico'ya taşımak için Romalılar bugün bile görülebilen kanallar yapmışlar.  Bulunduğumuz yerden aşağıdaki yemyeşil Jerico (Elvis Presley'in şarkısındaki) şehrini görebiliyorduk.

Deniz seviyesinden 600 metre yukarıdaki Kudüs'ten deniz seviyesinin 380 metre altındaki Ölü Denize giderken deniz seviyesine geldiğimizde tekrar durup Bedevi ve devesiyle sıfır seviyesi fotoğrafları çektik.

Jerico'da dağdaki İsa'nın 40 gün inzivaya çekildiği teleferikle çıkılan mağara  Hristiyanlar için kutsal bir yer. Biz zaman kısıtlaması nedeniyle Jerico'ya gidemedik.

Ölü Deniz



Kudüs'le Ölü Deniz arasındaki Oumran'da keçi derisi parşömenlere İbranice yazılmış Tevrat bulunmuş. İlk Tevrat olduğundan çok önem veriliyormuş.

Ölü deniz 80 km uzunluğunda 18 km genişliğinde dünyanın çok tuzlu üçüncü gölü. Eskiden tek göl iken bugün ortadan ikiye bölünmüş durumda. En derin yeri 380 metre. Tuzluluğu sodyumdan çok potasyumdan kaynaklanıyormuş. Gölün batısı İsrail doğusu Ürdün toprağı. İsrail ve Ürdün potasyum tesislerinde üretim yapıp ihraç ediyormuş. Gölde buharlaşmanın çok yoğun olması ve sanayi tesisleri nedeniyle ekolojik bozulma hızlanmış durumda.

Gölün kenarında vadilerden birinden yarım saat yürüyerek David şelalesine gidilebiliyormuş. Masa gibi dağın üstünde  antik Masada kenti var. 150 metre yüksekliğindeki dağdaki kalelerinde Romalıların işgaline engel olamayacaklarını anlayan 900 kadar Yahudi topluca intihar etmiş. Yukarıdan gölün manzarasını ve çevreyi teleferikteki uzun kuyruk nedeniyle izleyemedik.


Aşağıya indikçe hava ısınmaya ve basıklaşmaya başladı. Ölü Deniz suyundan elde edilen kremlerin satıldığı Ahava uğramadan geçilmeyen bir yer. Ancak fiyatlar çok pahalı.

Ahava'dan güneye doğru gölün ortasını geçip alt gölün kenarına geldiğinizde oteller bölgesine varıyorsunuz. Bölgeye biz gittiğimizde yeni açılmış bir AVM vardı. Soyunup denize girdik. Yoğun tuz nedeniyle suda batmak ve ayakta durmak çok zor. Hareketsiz durmak gözünüze su kaçırmamak gerekiyor. Vücudunuzda bir yara veya alerji varsa yanmaması için girmemenizi öneririm. Sudan çıkınca 3-5 dakika tuzlu kalıp vücudunuzun güneşle tuzlu suyu emmesine süre verilmesi tavsiye edildi. Sonrasında iyi bir duş gerekiyor. Sonunda kremlenmiş gibi hissediyorsunuz.



Kuzeyden girdiğimiz Ölü Deniz'i ortalardaki oteller bölgesinden terk ettik. Dağa tırmanıyormuş gibi deniz seviyesine tırmandı
k. Yolda gözetleme noktalarında durup manzaranın tadını çıkardık.

2,30 saatte geldiğimiz yolu aşağıdan 2 saatte yaptık. Yolda La Havle Kubbitz'ine uğrayıp genel olarak görüp bir fikir edindik.

5.Gün

10 Kasım Atatürk'ü Anma

Bugün 10 Kasım. Türkiye'den göç etmiş Yahudilerin oluşturduğu Carmel dağı eteklerinde Mayan Tsvi(Geyik Kaynağı) Kubbitz'inin ön ayak olduğu Atatürk Ormanına gidip Türkiye'den göç etmiş arkadaşlarımızla 9,05 de Atamızın manevi huzurunda saygı duruşunda bulunduk.

Ormanın tepesine çıkıp aşağıdaki ovayı ve seraları gördük. Dört köşesi belli bir alanda 15-30 dönümlük alanların tahsis edildiği ve evlerinin yanında tarlaları olan Moşhav'larda  üretilen ürünler kooperatif gibi birlikte satılıyormuş.

Hayfa




İsrail'in en büyük limanı Hayfa'ya gittiğimizde İzmir'e benzediğini hissettik. 1960'larda İstanbul-İzmir-Bodrum-Kaş_Mersin-İskenderun-Larnaka-Hayfa turları yapan Ege ve Karadeniz gemilerimizle yaptığım gezi aklımdan hiç çıkmamıştır.

İrandan gelen Bahai'ler Hayfa'da doyumsuz güzellikteki bahçeleri yapmışlar. Bahai'nin doğum günü nedeniyle kapalı olan bahçeleri yukarıdan izledik.

Aşağıya indiğimizde güzel bahçeler yolun iki kenarındaki tapınak şövalyeleri konutlarıyla denize ulaşıyordu.  Burada kahvelerimizi içip dinlendik.


Akka

Antik çağlardan kalan kale şehir Akka doğal bir liman. Kale surlarından manzarayı seyredip Osmanlıların yaptığı harap kervansarayı ve camiyi görüp çarşıyı gezdik. Filistinlilerin yoğun olduğu şehirde balık lokantasında deniz ürünleri ve balıklarımızı yedik.

 Osmanlı Kervansarayı




















Yoğun akşamüzeri trafiğinde Tel Aviv'e döndük.


6.Gün

Sabah (Benedict) kafeye kahvaltıya gittik. Ben Şakşuka (Shakshuka) denen menemene benzer döküm kapta salçanın üzerine kırılmış yumurta yedim. Yanında tahinli patlıcan, tahin vardı. Menemenin daha lezzetli olduğunu söylemeliyim.

Şakşuka

Hava alanına gitmeden önce bağnaz Yahudilerin yaşadığı bölgeye gittik. Erkekler siyah kıyafet ve şapka giyerken kadınlar dişi görünmesinler diye saçlarını kazıtıp dışarı çıkarken peruk takıyorlar. Çalışmıyor din eğitimi yapıp dua ediyorlarmış. Elektrikli aletleri ve arabaları çok az kullanıyorlarmış. Sayıları az olsa da İsrail siyasetinde etkilerinin devam ettiği söylenebilir.



Kibbutz Nedir

İsrail 1948 de Birleşmiş Milletler kararı ile kurulmadan önce Polonyalı bir Yahudi olan G.L.Gordon fikriyle 1909 de Tiberya Gölünün güneyinde ilk Kibbutz kuruldu. Sovyetler birliği Kolhoz ve Solhoz'a benzer toprak mülkiyeti olmayan herkes kapasitesi kadar çalışıp gelirinin Kibbutz'a gittiği sistem. Yemeklerin ortak  yendiği, çocuklara eğitim  ve bakımın Kibbutz'ca yapıldığı  tarıma dayalı sistem. Şimdilerde sanayi ve teknoloji şirketleri kurarak dönüşmeye çalışılıyor.

280 civarında Kibbutz'in 12 tanesi dini esaslarla yürütülürken diğerleri laiklermiş. İsrail nüfusun %4 kibbutzlarda yaşıyor. Toplam tarım üretiminin %30 sağlarlarken sanayinin %10 sağlıyorlarmış. Parlemntoda da %15 civarında Kibbutz'dan yetişenler yer alıyormuş.

Bizim gördüğümüz La Havre'de domuz yetiştiriyormuş. Maayan Tsvi de ise Gözlük camı, akrilik ve tüfek lazer sistemi üreten tesisleri varmış ve yabancılarla ortaklık yapmışlar. Özelleştirmeyi tamamlamak üzerelermiş.

İsrail Kudüs başta olmak üzere her din için mistik bir ülke. Doğası ise ormanlık araziden çöllere kadar uzanan farklılıklar olan bir ülke. Mutlak görülmesi gereken yerlerden biri olduğunu belirtmeliyim.